<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Akademi Alanya</title>
	<atom:link href="http://www.akademialanya.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.akademialanya.com</link>
	<description>Alanya İçin...</description>
	<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 00:48:44 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Nâzım Hikmet Akademisi</title>
		<link>http://www.akademialanya.com/nazim-hikmet-akademisi</link>
		<comments>http://www.akademialanya.com/nazim-hikmet-akademisi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 00:48:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yiğit ULUS</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yiğit Ulus]]></category>

		<category><![CDATA[akademialanya]]></category>

		<category><![CDATA[Alanya]]></category>

		<category><![CDATA[erkan oğur]]></category>

		<category><![CDATA[marksist bilimler]]></category>

		<category><![CDATA[nazım hikmet]]></category>

		<category><![CDATA[nazım hikmet bilimler akademisi]]></category>

		<category><![CDATA[nazım hikmet ran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademialanya.com/?p=200</guid>
		<description><![CDATA[
Göksel Durutuna’nın NTV MSNBC için Çağrı Kınıkoğlu ile yaptığı söyleşi.
Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nin açacağı Nâzım Hikmet Akademisi, “Paylaşmanın, birlikte düşünmenin, üretmenin keyfini sürebilecek bir düşünsel ortam yaratmayı hedefliyor…”
5 Ekim’de derslere başlayacak Akademi’ye Erkan Oğur, Yeşim Ustaoğlu, Tahsin Yücel, Kemal Özer, Semir Aslanyürek gibi isimler destek veriyor.
Nâzım Akademisi kurucularından Yönetmen Çağrı Kınıkoğlu, “Neden Nâzım Hikmet” sorumuza [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-202" src="http://www.akademialanya.com/wp-content/uploads/nzm-300x196.jpg" alt="nzm" width="300" height="196" /></p>
<p><strong>Göksel Durutuna’nın NTV MSNBC için Çağrı Kınıkoğlu ile yaptığı söyleşi.</strong></p>
<p>Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nin açacağı Nâzım Hikmet Akademisi, “Paylaşmanın, birlikte düşünmenin, üretmenin keyfini sürebilecek bir düşünsel ortam yaratmayı hedefliyor…”</p>
<p>5 Ekim’de derslere başlayacak Akademi’ye Erkan Oğur, Yeşim Ustaoğlu, Tahsin Yücel, Kemal Özer, Semir Aslanyürek gibi isimler destek veriyor.</p>
<p>Nâzım Akademisi kurucularından Yönetmen Çağrı Kınıkoğlu, “Neden Nâzım Hikmet” sorumuza “Nâzım, hülyaları, hasretleri, umutları olan bu ülke insanı için de, Avrupalısı, Asyalısı, Latin Amerikalısı için de, bir yaratıcılık, bir entelektüel gelişkinlik, bir özgürlük simgesi. Bir inat, bir kararlılık, bir direnç simgesi. Bu toprakların yetiştirdiği en güzel yüzlerden biri…” diyor.</p>
<p><span id="more-200"></span></p>
<p><strong>Nâzım Hikmet Akademisi fikri ne zaman ve nasıl oluştu?</strong></p>
<p>Nâzım Hikmet Akademisi fikri, yepyeni bir fikir değil aslında bizler için. 2001 yılında Nâzım Üniversitesi adıyla bir adım atmıştık bu alana. O dönem niyetimiz, hayatla bağı giderek kopan ve apolitikleşen, giderek içi boşalan, iş bulma kaygıları ve kariyer hesaplarına konu olan üniversite ortamında aradıklarını bulamayan öğrencilerle ve çalışma koşulları nedeniyle kendilerini geliştirme olanağı ellerinden alınmış emekçilerle buluşabilmekti.</p>
<p>2001’den bu yana, bu tabloda olumlu anlamda bir değişim olmadı; tam tersine, bilimsel faaliyet giderek ticari getirisi olan alanlara doğru sıkışmaya, araştırma faaliyetlerinin kendisi giderek “piyasa”ya daha fazla tabi olmaya başladı. Pozitif bilimlerden sosyal bilimlere kadar “bilim” alanında, araştırma başlıklarından araştırma yöntemlerine kadar, “fonlanabilecek proje” denen şey kendini dayatmaya başladı.</p>
<p>Benzer bir süreç sanat eğitimi alanında da yaşanıyor. Sponsorluk ilişkileri ekseninde şekillenen ve gişeye, satışa, tiraja endekslenen bir sanatsal üretim biçimi ortaya çıktı. Hızla tüketilen, soru sormayı unutmuş, emekçi halka karşı sorumluluk, bu ülkenin geleceğinde pay sahibi olma gibi bir gündemi olmayan bir sanatsal üretim alanı oluştu.</p>
<p>Aslında bu iki betimleme, yani bilim ve sanatın bugünkü durumu ve geleceğe dönük bir umut ışığının giderek cılızlaşması, Nâzım Hikmet Akademisi’nin arkasındaki temel fikirdir.</p>
<p>Biz, bu toprakların bereketine ve gelecek güzel günlere inananlar olarak, bu gidişata dur demenin yolunun, bu topraklarda yeni bir aydın hareketi yaratmaktan da geçtiğini düşündüğümüz için bu adımı atmaya karar verdik.</p>
<p>Verili ortamın dışladığı, ittiği, arayan, sorgulayan, umut besleyen genç dostlarımızla yol arkadaşlığı etmektir asıl niyetimiz. Akademi alanında, sanat alanında birikimlerini gençlerle paylaşmak isteyen, verili kurumlaşmaların ve piyasanın yalnızlaştırdığı çok sayıda dostumuz, bu yol arkadaşlığı için heyecanla kolları sıvadı.</p>
<p><strong>Neden bir Akademi kurma ihtiyacı duydunuz?</strong></p>
<p>Bu sorunun yanıtını vermeye şuradan başlayabiliriz: Örnek olsun, bugün, bu ülkeyi yöneten siyasi iktidarın başındakiler, Türkiye’nin her ilini bir üniversiteye kavuşturduklarını ifade ediyorlar büyük bir gururla… Bugün bu ülkede, yüz binlere varan bir üniversite öğrencisi rakamı ve yine binlerce öğretim görevlisi rakamı var kağıt üzerinde. Peki bu yapı, bu ülkenin temel / yapısal sorunlarına dair, bu sorunların birebir muhatabı olan emekçi halkın yaşam koşullarına dair, herhangi bir çözüm ve ilerleme ortaya konmasına imkan veriyor mu? Biz bu sorunun yanıtının olumsuz olduğunu düşünüyoruz. Çünkü üniversite yapısı, aynı bu ülkenin kültür-sanat yaşamı gibi, aynı uluslararası ilişkiler, iktisadi süreçler gibi, eşitliğe, özgürlüğe, kardeşliğe uzanan bir yönelim içermiyor. Bu koşullarda, böyle bir yönelim içermesi de mümkün değil. Özellikle 1960 ve 1970’li yıllardaki tabloya baktığımızda ise, ne kadar büyük yetersizliklerle damgalanmış olursa olsun, üniversite ve üniversitelilik, kendi halkına karşı sorumluluklar taşıyan, memleketinin sorunlarını çözme misyonu ile yüklenebilen, toplumsal eşitsizlikleri, gericilik ve bağnazlığı, halkın sıkıntılarını aşma yolunun bilimin, sanatın yol arkadaşlığına da ihtiyaç duyduğunu bilen bir kimlik ifade ediyordu. O zamanların daha umutlu ve özgüvenli insanlarıyla, bugünün “ne yapsak boş ve anlamsız” diyen insanlarını karşılaştırmak bile yeter bu kimliğin değerini anlamak için…</p>
<p>Bu umudu güncellemek ve güçlendirmek istiyoruz. Geçmişte kalarak değil, geleceğe uzanarak.</p>
<p>Nâzım Hikmet Akademisi’ni tasarlarken en önemli hedeflerimizden biri, işte bu kimliğin yeniden ve daha ileri bir düzlemde şekillenmesine katkı koyabilmektir. Kişisel çıkarlarını toplumun çıkarlarının üstünde gören, kariyer ve şöhret cenderesinde boğulan bir kimliğin karşısında, eşit, özgür, kardeşçe yaşanan bir ülke ve insanlık için kolları sıvayan bir aydın kimliğinin yeniden bu topraklarda boy göstermesi gerekiyor.</p>
<p>“Akademi” fikrinin ifade ettiği bir boyut daha var bizim için: Sosyalleşme arayışı ile karakterize olan ve tüketim kültürünün bir parçası haline gelen bir boş zaman değerlendirme faaliyeti değil tasarladığımız. İnsanların, zamanlarını anlamlı bir şekilde değerlendirme arayışları ile bir derdimiz olmamakla birlikte, biz, belirli bir yöntemsel disiplini talep eden, belirli bir entelektüel derinleşmeyi talep eden, yaşamı ve insanlığı belirli bir bütünlük duygusu ve bilinciyle kavramayı ve içten ve yürekli sorular sormayı, yanıtlar aramayı hedefleyen bir eğitim süreci tarif etmeye çalışıyoruz.</p>
<p><strong>Akademi nasıl bir alternatif eğitim sunuyor?</strong></p>
<p>Birbiriyle rekabet halinde bir bilim insanı ve sanatçı tipolojisi dayatılıyor bu toplumun aydınlık yüzüne. Rakiplerinden bir adım önde olmak için birikimini, deneyimini paylaşmayan, birlikte düşünme ve üretme nosyonlarından giderek uzaklaşmış, geçim ve kariyere dönük üretim yapan bir tipoloji.</p>
<p>Dayatmayı yapan da “piyasa” dediğimiz süreç ve ilişki biçimi…</p>
<p>Nâzım Hikmet Akademisi, tam da bunun karşısına dikilmeyi hedefliyor: Paylaşmanın, birlikte düşünmenin, üretmenin keyfini sürebilecek bir düşünsel ortam yaratmayı hedefliyor…</p>
<p>Bunun gerçekleştirilebilmesi için kimi koşullar olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Öncelikli olarak, yine piyasanın dayattığı “uzmanlaşma” ile bir derdimiz var. Bilim de sanat da o kadar parçalandı ve kompartımanlara ayrıldı ki, meslektaş olanlar bile birbirleri ile iletişim kuramaz hale geldi neredeyse.</p>
<p>Sinemadan anlamayan müzisyenler, edebiyatla ilişkisini çoktan kesmiş bilim insanları, toplumsal yapıyı ve insanı çözümleme gücünden mahrum sanatçılar şekillendi ülkemizde. Hem disiplinler arası bir kopukluk, hem de kendi disiplininin birikimine bile yabancı bir yaratıcılar toplamı oluştu. Bu durum tembellik ya da bir yanlış anlamadan kaynaklanmıyor elbette. Yanlış anlama ve tembelliğin dahi kaynakları, verili toplumsal yapıda saklı…</p>
<p>Bu parçalanmanın karşısına “bütünlük”le çıkmayı hedefliyoruz. Bilim ve sanatı, birbirinden ayrı alanlar gibi değil, insanlığın geliştirdiği iki büyük düşünme yöntemi olarak değerlendiriyoruz, kavramlarla ve imgelerle düşünmek olarak yani. Bu anlamıyla, bilimin ve sanatın birbirine ihtiyacı var.</p>
<p>Toplumsal ve yaşamsal dinamikleri kavrayamayan, eleştiremeyen, aşmayı hedefleyemeyen bir sanatçının hissedemeyeceğini ve hayal kuramayacağını; hayal kuramayan bir bilim insanının düşünme gücünün kötürüm kalacağını iddia ediyoruz.</p>
<p>Dolayısıyla, birincisi, kolektif bir düşünme ve üretim süreci örebilmek, ikinci olarak bilim ve sanatın yeniden buluşturulması, NHA’nın ayırt edici en önemli boyutları olarak sıralanabilir.</p>
<p><strong>İsim olarak neden Nâzım Hikmet adını seçtiniz?</strong></p>
<p>Önce şunu söylemeliyim, Nâzım Hikmet, bizim için sadece “Nâzım”. Bizler ona hep ön adıyla hitap ediyoruz, Ritsos’un “Bir Ad Müzik ve Evrene Dönüşünce” şiirinde dile getirdiği gibi aynı. Bu yanıtta kendisinden “Nâzım” olarak bahsetmem yadırganmasın diye bunu söylemek gereğini hissettim… Sorunuza dönersem, Nâzım, hülyaları, hasretleri, umutları olan bu ülke insanı için de, Avrupalısı, Asyalısı, Latin Amerikalısı için de, bir yaratıcılık, bir entelektüel gelişkinlik, bir özgürlük simgesi. Bir inat, bir kararlılık, bir direnç simgesi. Bu toprakların yetiştirdiği en güzel yüzlerden biri, aynı Yılmaz Güney gibi, Aziz Nesin, Ruhi Su, Behice Boran gibi… Daha onlarca aydınlık yüzün tamamını temsil edebilen bir kimliği var Nâzım’ın. Akademi çalışmasıyla kurulmasına katkı koymayı hedeflediğimiz aydın kimliğinin en güzel ve değerli sembolik ifadesi… Nâzım’ın memleketiyle başlayıp bütün insanlığı kucaklayabilen sevdası, inatçı, kararlı, yaratıcı yaşamı; bütün sanat yaşamına da damgasını vuran titiz, hassas, derinlikli emeği, akademi çalışmamızda bizim için tüm hedeflerimizin özeti gibi. Bu kimlikten devralınacak o kadar çok şey var ki… Bu nedenle onun adını bu çalışmanın başına yazmakta bir an bile tereddüt etmedik.</p>
<p><strong>Akademinin programı nasıl oluşturuldu? İçeriği nasıl belirlediniz?</strong></p>
<p>Bugüne değin, temel olarak nasıl bir eğitim modeli oluşturmak gerektiği konusunda çalışmalar yaptık ve bölümlerin müfredat programlarını biçimlendirmiş olduk.</p>
<p>Nâzım Hikmet Akademisi, başlangıç itibariyle müzik, sinema, edebiyat ve sosyal bilimler bölümleriyle yola çıkıyor. Diğer sanat dallarının ve bilimler alanında başka bölümlerin zaman içinde NHA bünyesinde kendi yerlerini alması için çalışıyoruz.</p>
<p>Şunu en başta söylemeliyiz: NHA’nın ayırt edici boyutlarından biri olarak ifade ettiğimiz kolektif çalışmayı, daha çalışmamızın ilk aşamalarından itibaren hayata geçirmeye çalıştık. Kendi alanlarında önemli bir birikim sahibi dostlarımızla, her bir bölümün iç mantığı ve akademi bütünlüğü çerçevesinde verimli bir çalışma sürecini paylaşmış olduk. Akademinin yapısına birlikte karar vermeye çalıştık.</p>
<p>Faaliyet gösterecek tüm bölümlerin, ilk soruda bahsettiğimiz “yol arkadaşlığı” çerçevesinde, akademiye gelecek öğrencilere bütünlüklü bir formasyon edinmelerine yardımcı olacak şekilde bir eğitim programına kavuşmaları için çalıştık. Her bir bölümü, bir yandan kendi branşlarında derinleşirken, öte yandan diğer bölümlerden de dersler alacak şekilde kurgulamaya çalıştık. Örnek olsun, müzik bölümünde eğitim almaya başlayan bir öğrenci, branş derslerinin yanı sıra, edebiyat, sinema ve sosyal bilimlerden de dersler alacak.</p>
<p>Şu anda, bahsettiğimiz bu ilk kuruluş evresini geride bırakmış durumdayız. Şu anda tanıtım broşürlerimiz, akademimizin tanıtım ve haberleşme yüzü olarak web sitemiz ve eğitim yılı takvimimizle birlikte, öğrenci adaylarımızla buluşmaya başlamış durumdayız.</p>
<p>2009 sonbaharında, bu ülkeden, insanlığın aydınlık geleceğinden umudunu kesmeyen gençler ve tüm dostlarımızla birlikte, güçlü ve zengin bir adım atacağız hep birlikte ve NHA’nin ilk yılına başlayacağız; tüm enerjimizle bunun için çalışıyoruz.</p>
<p><strong>Akademide kimler ders verecek?</strong></p>
<p>Akademi, kendi alanına büyük bir özveriyle emek vermiş, üretmiş sanat ve bilim insanlarına da bir paylaşım ortamı sunacak. Bu paylaşıma omuz vermek isteyen tüm dostlarımızla birlikte örüyoruz bu çalışmayı. Sadece diploma değil, emek ve deneyim biriktirmiş, bu birikimini paylaşmak isteyen çok sayıda dostumuz bizimle birlikte. Dolayısıyla, akademik unvana sahip yetkin bir kadronun yanı sıra, ustaların da “çırakları” ile buluşacağı bir model kurguluyoruz. Bu kadronun bir kısmı “şöhret” değil, yıllarca kendi alanlarında yetkin ürünler ortaya koymuş değerli isimler. Kadromuzu ayrıntılı olarak öğrenmek isteyenler <strong>www.nazimhikmetakademisi.org</strong> adresinden tüm bileşime ulaşabilirler. Ama burada kimi isimleri anmak gerekirse, Ayşe Tütüncü’den Erkan Oğur’a, Yeşim Ustaoğlu’ndan Semir Aslanyürek’e, Murat Beşer’den Tül Akbal’e, Orhan Kurmuş’tan Metin Çulhaoğlu’na, Kemal Özer’den Tahsin Yücel’e kadar, sanat, eleştiri, kuram alanında ürün vermiş pek çok değerli isim, birikim ve deneyimini paylaşmak için bizimle olacak.</p>
<p>Gençliğin bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olabilmesi için, bu memleketin yüreğini ve aklını ipotekten kurtarmak için sözü olan pek çok dostumuz ile buluşmaya da devam ediyoruz.</p>
<p><strong>Öğrenciler nasıl seçilecek? Akademiye başvuru şartları nelerdir?</strong></p>
<p>Öğrencilik mefhumunun bize bir miktar yabancı olmasını hedeflediğimizi söyleyerek başlayacağım bu sorunun yanıtına. Standart bir öğretici-öğrenen ilişkisinden ziyade, ufkumuzu hep birlikte genişletmeyi hedeflediğimiz, birlikte yol aldığımız bir öğrenim süreci tarif etmenin yollarını da oluşturmaya çalışıyoruz. Yeni sorular ve yeni yanıtlara, yenilenmiş bir yöntem yanıt verebilir ancak. Bununla birlikte, şimdilik sorunuz doğrultusunda “öğrenci” diyelim; öğrenci adaylarımızla buluşmaya zaten başladık. Üniversitelerde düzenlediğimiz tanıtım toplantılarında, kendimizi, niyetimizi, hayallerimizi anlatmaya koyulduk. Ön kayıtlar esas olarak 2009 Ağustos ayında yapılacak. Eylül ayının ilk iki haftasında da öğrenci adaylarımızla karşılıklı oturup birbirimizi birebir tanıyabileceğimiz görüşmeler yapacağız.</p>
<p>Nâzım Hikmet Akademisi, kendi eğitimini “yüksek lisans” düzeyi olarak tarif ediyor. Yani, ilgili bölümlerde lisans eğitimi almış arkadaşlarımızla buluşmayı hedefliyoruz öncelikle. Ama bu tek şart değil. Bu ülkenin eğitim sisteminin ne denli çarpık olduğunu biliyoruz ve sanat alanında veya sosyal bilimler alanında üretme, düşünme, öğrenme çabası içinde olanların önemli bir kısmının üniversite dışında kaldığını da biliyoruz. Bu nedenle, bu çabasında bizimle birlikte yürümek isteyen tüm dostlarımıza açıktır Nâzım Hikmet Akademisi. Yani bir ön şart olarak diploma aramıyoruz. Düşünmek, öğrenmek, üretmek için samimi bir çaba içinde olan, belki “okullu” değil de “alaylı” olarak kendini yetiştirmeye çalışan, belki sinema, müzik, edebiyat alanlarında hali hazırda zaten üretimde bulunan, çalışan ya da sosyal bilimler belirli çalışma konularına odaklanmak isteyen dostlarımız da katılabilecekler bu çalışmaya.</p>
<p><strong>Eğitim için öğrencilerden ücret alınıyor mu? Alınıyorsa ne kadar?</strong></p>
<p>Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, kuruluşundan bu yana sponsorluk mekanizmalarına uzak durdu. Bu bir tercih bizim için. “Para” ya da başka türlü desteklerle, özellikle sanat ve bilim alanında yola çıkan üretim niyetlerinin ve paylaşma ortamlarının ne kadar kirlendiğini ve hedeften saptığını sanırım herkes gözlemleyebilir.</p>
<p>Nâzım Hikmet Akademisi de aynı zeminde duruyor. İnsanların “parası” ölçüsünde değer kazandığı bir konumlanışa uzak duruyoruz. Akademi çalışması sonuçta kâr amaçlı bir kurumlaşma değil. “Müşteri” değil, yol arkadaşları ve dostluklar yaratmayı önemsiyoruz.</p>
<p>Arkamızda herhangi bir şirket, vakıf, fon vb. yok. Öğretim kadrosu da gönüllülük esasında bir araya geldi.</p>
<p>Bununla birlikte, akademi adımıyla birlikte teknik altyapı kurmaktan, sarf malzemelerine kadar, ciddi bir harcama kapısının da açıldığını biliyoruz. Burada dayanışma bizim için en temel düstur olacak. Tekil olarak çok sayıda dostumuz, bu yükü birlikte kaldırmak için ellerini taşın altına sokuyor. Akademiye enstrüman bağışlayanlardan, mesela sinema bölümü için kurgu setleri kurmaya kadar, dostlarımızın desteğinin somutlandığını söyleyebiliriz. Hülyalarımızda ortaklaşıyoruz ve bu yetiyor.</p>
<p>Elbette, bu tür desteklere ihtiyacımız sürüyor. 2009 sonbaharında eğitim dönemi başladığında, tamamlanmış bir altyapı ile karşılayacağız tüm katılımcılarımızı.</p>
<p>Bunun yanı sıra, yine kimi dostlarımız, katılımcıların herhangi bir masrafla yüzleşmemesi için, bu masrafları yine ayni yollarla üstleneceklerini bildirmeye başladılar bile.</p>
<p>Yani Nâzım Hikmet Akademisi, “paran yoksa okuma” anlayışının karşısına bu dayanışma ağı ile dikilmeye başladı bile. Bu akademiye gelen hiçbir insan “parası olmadığı için” bu paylaşım ve üretim ortamından mahrum kalmayacak.</p>
<p>Bu en büyük iddialarımızdan biri zaten.</p>
<p><a href="http://www.nazimhikmetakademisi.org/"><strong>http://www.nazimhikmetakademisi.org/</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademialanya.com/nazim-hikmet-akademisi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Neredesin Alanya!</title>
		<link>http://www.akademialanya.com/neredesin-alanya</link>
		<comments>http://www.akademialanya.com/neredesin-alanya#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 May 2009 04:09:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yykacmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşar Yiğit Kaçmaz]]></category>

		<category><![CDATA[Alanya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademialanya.com/?p=198</guid>
		<description><![CDATA[Her seçim döneminde her yeni hükümet kurulacağında Alanya’da bir söylenti dolaşır. Alanya il olacak! Olacak ama ne zaman olacak der dururuz bizde. Bu konu üzerine yorumlar yapılır. Gerçekleri göremeyenler Alanya il olmasın der durur sebebini bilmeden. Kimisi ise bilinçli olarak der Alanya il olmasın diye. Elden gidecek rantları, doğa bilecek sıkı denetimleri düşünürler ve hemen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;">Her seçim döneminde her yeni hükümet kurulacağında Alanya’da bir söylenti dolaşır. Alanya il olacak! Olacak ama ne zaman olacak der dururuz bizde. Bu konu üzerine yorumlar yapılır. Gerçekleri göremeyenler Alanya il olmasın der durur sebebini bilmeden. Kimisi ise bilinçli olarak der Alanya il olmasın diye. Elden gidecek rantları, doğa bilecek sıkı denetimleri düşünürler ve hemen kılıf uydururlar Alanya’yı Alanyalı olmayanlar yönetecek diye. Bu tartışmalar süre dursun bugünün yayınlanan bir haber’de 4 yeni ilçenin adı il olacaklar listesinde yer alıyor. Bu şehirlerin milletvekilleri önerge vererek meclise taşımışlar bu haberi. Mersin’den Silifke ve Anamur, Konya Akşehir, Diyarbakır Ergani. Yani anlayacağınız Alanya yine yok listede.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;"> <span id="more-198"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;">Herkesin bu haberi okuduğunda oturup düşünmesi lazım. Önceki yazımda Yiğit Ulus’un yazmış olduğu yorum da örtüşüyor bu konu ile. Alanyalı olmayı şalvar giyip Alanyaca konuşmak zannedenler, Alanya’da rant peşinde koşup Alanya’yı betonlaştıranlar, Alanya’da eksik olan kültürel ve sanatsal faaliyetleri görmezden gelenler tekrar tekrar düşünmeli. Alanya’dan neden bir bürokrat, bir vekil ya da lobisi olan bir işadamı çıkmadığı ise daha fazla düşünülmeli. Kendi milletvekili olan Manavgat bile yapmış olduğu faaliyet ve lobiler ile il olma yolunda Alanya ile yarışırken yüksek potansiyele sahip Alanya’nın neden bu kadar pasif kaldığı ise tartışılmalı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;">Alanya ilçesi bağlı olduğu Antalya iline 150 km uzaklıkta bir şehir. İl merkezinde yapılması gereken bürokratik işlemler için dahi bu yolun gidilmesi gerekli. Alanya’nın il olması demek bu mesafenin ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Tek faydası da bu değil elbette. İlçe olarak alınan devlet yardımına bakıldığında il olarak alınacak devlet yardımı söz konusu bile olamaz. Bu yardımın Alanya’nın gelişimine katkısının da ne olacağı herkes tarafından bilinmekte. Olayın ekonomik yanına baktığımızda ise Alanya’nın il olmasını istemeyenlerin tekerine çomak sokacak olsa da kurulacak bir organize sanayi bölgesinin Alanya ekonomisine katkısı da göz ardı edilemez. Kurulacak kobilerin istihdam sağlayacağı ve şehir ekonomisine katkısı da düşünülmelidir. Bunlar dışında bir çok fayda daha sıralanabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;">Neredesin Alanya! 4 tane ilçe gerek vekillerinin gerekse yaptıkları lobilerin faydasını görürken senin gibi yüksek potansiyelli bir şehrin adı bile geçmiyor il olma yolunda. Biz hala il olalım mı olmayalım mı fikrini oturtamamışken diğer şehirler aldı başını gidiyor. Bize ise sadece biz neden olmadık tartışması kalıyor. Düşün Alanya düşün, neler kaybettiğini iyi düşün…</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademialanya.com/neredesin-alanya/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Beyin Göçü</title>
		<link>http://www.akademialanya.com/beyin-gocu</link>
		<comments>http://www.akademialanya.com/beyin-gocu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 May 2009 03:14:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yykacmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşar Yiğit Kaçmaz]]></category>

		<category><![CDATA[Alanya]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Göçü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademialanya.com/?p=195</guid>
		<description><![CDATA[Bu ülke 60’lar sonrası yaşadı bu sorunu. Çok önemli bilim adamları, mühendisler, öğretmenler, doktorlar, sanatçılar yeterli iş bulamadıklarından ya da yaptıkları işi hakkını verecek alan bulamadıklarından kaçtı ülkelerinden. Bizlerin haberi yokken birçoğu çok önemli yerlere geldiler, çok önemli buluşlara imza attılar. Kimisi Amerika’nın en önemli kalp cerrahı olurken bazıları Microsoft’ta, NASA’da çalıştılar. Ülkelerini en iyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;">Bu ülke 60’lar sonrası yaşadı bu sorunu. Çok önemli bilim adamları, mühendisler, öğretmenler, doktorlar, sanatçılar yeterli iş bulamadıklarından ya da yaptıkları işi hakkını verecek alan bulamadıklarından kaçtı ülkelerinden. Bizlerin haberi yokken birçoğu çok önemli yerlere geldiler, çok önemli buluşlara imza attılar. Kimisi Amerika’nın en önemli kalp cerrahı olurken bazıları Microsoft’ta, NASA’da çalıştılar. Ülkelerini en iyi şekilde temsil etmiş olsalar da yapmış olduklarının memleketlerine faydasının olmadığının burukluğunu yaşadıklar hep. Türkiye bu göçün önüne geçememişken darbeler oldu, krizler oldu memleketimde yine kaçtı bu insanlar ülkelerinden. Kimisi yaptığı bilimsel, sanatsal, akademik çalışmalar yerine siyasi fikri ile yargılandı, kimisinin ise değerlerine hiç saygı gösterilmedi. Bu insanlar başka ülkede başarılı olurken olan memleketime oldu, memleketim kaybetti çok şeyi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;"><span id="more-195"></span> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;">Yıl 2009. Ne akademik çalışma yapılabilen ne de görüşlerin özgürce beyan edilebildiği bir ortamda devam ediyor çalışmalarına bu insanlar. Bu insanların sorunları yıllardır devam ederken yeni bir sorunla karşı karşıya kaldı ülkem. Özellikle iktisadi alanda çalışacak olan insanlar yine memleketimin yaptığı hatalar yüzünden kaçmaya başladılar ülkelerinden. Onlarda haklıydı kendilerine göre. Onca sene okuduktan sonra işten anlamayan bir aile patronun egolarını tatmin etmek ya da yeteneklerini sergileyemeyecek bir ortamda çalışmaktansa daha verimli iş yapabilecekleri üstüne de daha çok ekonomik kazanç elde edebilecekleri yerleri tercih etmeye başladılar. Yoklukları hissedilmiyor tabi şu anda o insanların. Öyle ya her üniversiteye aynı bölümlerden onlarcası açıldı. Elini sallasan memlekette aynı bölüm mezununa çarpar oldu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;">Kendi tercihim olsa da başka bir ülkeye göçmüş birisi olarak kendi doğduğum ülke ve yaşadığım şehir olan Alanya’ya bu gözle baktığımda durumun ne kadar kötüye gittiğini görebiliyor insan. Çevreme baktığımda birçok insanın başka ülke ya da başka şehirlere göç etmiş olması yukarıdaki tezimi destekleyen göstergeler. Bu sorun çerçevesinde önce çuvaldızı kendimize daha sonra iğneyi başkalarına batırmanın faydası var. Alanya gibi yüksek ekonomik değerlere ve potansiyele sahip bir şehirde insanların iş bulamaması ya da kendi eğitimlerinin hakkını verecek iş potansiyeline sahip işlerin olmayışı bu insanların kaçmasının en önemli sebebi. Birçoğunun derdi ekonomik değil. Alanya’da büyümüş, yaşamış, Alanya’yı bilen birisi için iş bulma sorunu olmayacağı bir gerçek. Ama onca sene okuyup belirli vasıflara ulaştıktan sonra da insan emeğinin karşılığını görmek severek ve bilerek yaptığı işi hayat boyu yapmak istiyor. Bunu bulamayan yeni genç beyinler ise Alanya’dan kalkıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;">Alanya’nın bu konuda yaptıkları ise hiç iş açıcı değil. Gerek belediyeler gerek kamu kuruluşları gerekse sosyal kuruluşların bu konu üzerinde ne kadar durduğu ortada. Yapılması gerekenler ise bilinen ve üzerinde durulması gereken şeyler. Eğitim almış insanların eğitim görmüş oldukları mevkilere getirmesi, bu mevkilere eş-dost yerine işin eğitimini almış insanların yerleştirilmesi, insanların almış oldukları eğitim sırasında kendi şehirlerinde staj yapma imkanı sağlanması vesaire…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Georgia&quot;,&quot;serif&quot;;">Alanya’nın bu göçü engelleyemediği sürece çok şey kaybedeceği açıktır. Alanya’yı seven, Alanya ile bağlarını koparmamış insanların bu şehre ne kadar büyük katkılar sağlayacağı ortada iken herkesin oturup bu konu üzerinde düşünmesi, düşünmekle de kalmayıp üzerine projeler ve fikirleri üretmesi gerekmektedir.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademialanya.com/beyin-gocu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Rakı Kültürü</title>
		<link>http://www.akademialanya.com/raki-kulturu</link>
		<comments>http://www.akademialanya.com/raki-kulturu#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 18:10:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yiğit ULUS</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yiğit Ulus]]></category>

		<category><![CDATA[Alanya]]></category>

		<category><![CDATA[aydın boysan]]></category>

		<category><![CDATA[boğaz]]></category>

		<category><![CDATA[çilingir]]></category>

		<category><![CDATA[doğuş üniversitesi]]></category>

		<category><![CDATA[istanbul]]></category>

		<category><![CDATA[mehmet ali alabora]]></category>

		<category><![CDATA[meze]]></category>

		<category><![CDATA[mustafa alabora]]></category>

		<category><![CDATA[rakı]]></category>

		<category><![CDATA[rakı kültürü]]></category>

		<category><![CDATA[savaş dinçel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademialanya.com/?p=183</guid>
		<description><![CDATA[
Bilen bilir alkolle aram fena sayılmaz. Gerçi soracak olsak çoğumuz bu konuda erkekliğe toz kondurmayız. Hepimiz çeşitli uçuk rakamlar vererek önceki gece ne kadar çok içtiğimizi ve buna rağmen kendimizden geçmediğimizi anlatıp egolarımızı şişiririz. Evet sadece pazu şişirerek değil ego şişirerekte anlamsız bir yarışın içine girebilir insan. Bu arada erkeklik dediğime bakmayın eskidendi o, artık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ankaramagazine.com/uploads/1210148780aydin-boysan.jpg"><img class="alignleft" src="http://www.ankaramagazine.com/uploads/1210148780aydin-boysan.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bilen bilir alkolle aram fena sayılmaz. Gerçi soracak olsak çoğumuz bu konuda erkekliğe toz kondurmayız. Hepimiz çeşitli uçuk rakamlar vererek önceki gece ne kadar çok içtiğimizi ve buna rağmen kendimizden geçmediğimizi anlatıp egolarımızı şişiririz. Evet sadece pazu şişirerek değil ego şişirerekte anlamsız bir yarışın içine girebilir insan. Bu arada erkeklik dediğime bakmayın eskidendi o, artık kadınlarımızda bu işin erbabı olup meyhane kapılarını aşındırır oldular. Dedim ya herkes çok sağlam içer. Ama kimse bilimsel olarak kaçınılmaz olan sarhoşluğu yaşamamış gibi paylaşmak istemez. Yaşanan ortak bir an ise eğer onu da komik bir anıya dönüştürüp gerçeği görmezden gelir. Ama kaçınılmazdır ki her insan bir ölçüden sonra sarhoş olur. Bu durum aslında beklenen,ön görülen ve hatta istenen bir durumdur. Bu durumu farklı kılan şeyler bilindiği üzere kontrol ve refleks kaybı ve buna bağlı trafik kazaları, davranış sorunları gibi tatsız meselelerdir. Bu konuda elbette her insanı ama en başta gençleri uyarmak her ne kadar işe yaramayacak olsa da sanırım söylenmesi en başta gelen sözler olmalı.</p>
<p align="left"><span id="more-183"></span></p>
<p align="left"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Asıl meseleye gelecek olursak; Alkolle aram fena sayılmaz demiştim ya işte dün bunu akademik bir boyuta bile taşıdım. Doğuş Üniversitesi&#8217;nde bir konferansa katıldım. Alkol denince aklıma ilk gelen,tartışılmaz dünyanın en iyi alkollü içeceği olan rakı hakkında bir konferanstı bu. Rakı Kültürü konuşuluyordu.Hem de bu kültürün duayeni olan Aydın Boysan,Mustafa Alabora ve yine konuşmacı olarak Mehmet Ali Alabora rakının ne olmadığı ve nasıl içilmesi gerektiği ile ilgili tecrübelerini aktardılar. Kendilerine yaş aralıkları sebebi ile 30,60,90 üçgeni diyen bu isimler oldukça keyifli bir sohbeti bizimle paylaştılar. Rakı tüm diğer alkol türlerinden farklı olarak belirli ritüeller içeren ve bu kültürü ile sadece damak tadına değil aynı zamanda sosyal ilişkilerinize kadar sizi ilgilendirip,şekillendiren bir içki çeşididir. Konferan boyunca anlatılan çeşitli bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum. Kimi zaman birer hoş anı, kimi zaman bir bilgi ile rakı üzerine yapılmış bu hoş çalışma hoşunuza gider diye düşündüm. Unutulmasın ki rakı ve diğerleri sadece ve sadece “ehline helaldir.” Sabırla, saygıyla, mezeyle, muhabbetle ve ruhla içilmelidir. İçmesini bilene rakı bir şölendir. Saatlerce öncesinden başlayan,gün boyu sizi heyecanlandıran,ilk kadeh önünüze gelene kadar kalbinizi durduracak kadar çarptıran, sevgili ile buluşma gibi özen isteyen ve ilerleyen kadehlerde kendinizi kaybetmediğiniz takdirde anahtar gibi ruhunuzun ve zihninizin beraberce derinliklerine inip yaratıcı, özgün, sanatçı, üretken, insan yanını ortaya çıkartan bir mucizedir ve bu mucize musiki ile de birleşirse adam olanı zevkten öldürür. Rakıyı herkes içer ama herkes içmeyi beceremez. Zaten her insanla da içilmez&#8230;</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Konferans da anlatılan bazı hoş anıların daha önce Hürriyet Gazetesinde yayınlanmış olan bir bölümü;</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">“<span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Mustafa Alabora masaya oturur oturmaz ‘Çilingir muhabbetine geleceğim ya ben bugün öğlen birden beri rakı içiyorum. Kendimi role hazırladım.’ diyor. Masadaki mezelere bakıyor, gözleri sanki bir şey arıyor, imdadına garson yetişiyor: ‘Lakerda kestireyim mi efendim?’ Lakerda ile aynı anda Savaş Dinçel geliyor. Yeni Rakı kadehe yağ gibi akıyor, muhabbet başlıyor.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Mustafa Alabora ve Savaş Dinçel tam 43 yıllık dost. 1962 yılında Belediye Konservatuarı’nda tanışmışlar. Aralarında yaş farkı olduğu için ilk zamanlar Mustafa Alabora, Savaş Dinçel’e ağabey dermiş. Üç, beş ay sonra Savaş Dinçel ‘ağabey deme lan’ deyince demeyi bırakmış. ‘Ben Mustafa’dan iki sınıf üstteydim. Elimize geldi diyebilirim. Çok küçüktü o zamanlar. Görüntü olarak da küçüktü. Hatta okuldaki en küçük tipti. Bende bir koruma duygusu yarattı. Topluca nereye gidersek, onu da götürüyorduk. Şimdiki Ceylan, eski Sheraton otelin yerinde Taksim Belediye Gazinosu vardı. Orada konservatuvarın çayları yapılırdı. Birlikte giderdik.’</span></span></p>
<p style="text-align: justify;">Arkadaşlıkları okuldan sonra da devam etmiş. Mustafa Alabora Ankara’da özel bir tiyatroda çalıştığı yıllarda, Savaş Dinçel askere gitmiş. Birkaç yıl hiç görüşememişler. Yolları İstanbul Şehir Tiyatroları’nda tekrar kesişmiş. Okuldan kalma arkadaşlıkları olduğu için çabucak kaynaşmışlar. O günleri Savaş Dinçel anlatıyor: ‘Biz ikimiz Şehir Tiyatroları’ndaki diğer insanlardan biraz farklıydık. İkimiz de özel tiyatrolarda çalıştığımız için birbirimizi daha iyi çakıyorduk. Ünlü yazar Bertold Brecht’ın tarzında birleşiyorduk.’</p>
<p style="text-align: justify;">1963’ten 2005’e uzanan çok uzun bir hikaye onlarınki. Çoktan dost olmuşlar. Birbirlerini deneyerek geçirmişler yılları. En sonunda karar vermişler: ‘Tamam bu adam, adamdır.’ Mustafa Alabora ilişkilerini Nihat Behram’ın şiirinde bir mısra ile tanımlıyor: ‘Bizimkisi fırtınayla borayla denen bir dostluk…’</p>
<p style="text-align: justify;">38 yıldır birlikte rakı içiyorlar. Ve bunun zor bir zanaat olduğunu düşünüyorlar. ‘Savaş’la ben genellikle akşamüzeri saat altı ile sekiz arası içiyoruz. Oyun, çekim vesaire olmazsa saat altıda ikimiz de Çiçek Bar’dayız. Yoklama verir gibi… Sekizden sonra eve gideriz genelde. Bir gün nasıl olduysa mekanda uzun kaldık. Saat on iki oldu. Bir baktım bizle gelenlerin hepsi yamulmuş. Savaş ne düşündüğümü hissetmiş olacak ki bana şöyle dedi: ‘Biz beceriyoruz’. Rakı içmeyi becermek çok önemli gerçekten. Kimseyi kırmadan, üzmeden, sohbeti bozmadan, çevreye rahatsızlık vermeden. Bence içki içmesini bilmeyen herkes boynuna, ‘Çevreye verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim’ diye yazması lazım.’</p>
<p style="text-align: justify;">‘<span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Biz de sütten çıkmış ak kaşık’ değiliz diyor Mustafa Alabora. Rakı sofrasında bazen haddinden fazla sinirlendiğini, çok yakınlarına bağırıp çağırdığını söylüyor. Bu huyunu bırakmak için elinden geleni yaptığını da ekliyor. Savaş Dinçel devreye giriyor, arkadaşını tenzih ederek şunları söylüyor: ‘Bazı insanlar çok tuhaf sarhoş oluyor. O adam gidiyor başkası geliyor. O adamın bir de öbürü var. O öbürleri çok tehlikeli. Ben bazı insanlarla içki içmemeyi tercih ediyorum.’</span></span></p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Alabora hemen sözü alıyor: ‘Ben bazen kendimle bile içmek istemiyorum. Öbürü geliyor çünkü.’</p>
<p style="text-align: justify;">Tatlı tatlı atışıyorlar. Kimsenin kimseyi kırmaya niyeti yok. Mustafa Alabora bu konuda hayatının dersini pirimiz dediği Aydın Boysan’dan aldığını söylüyor: ‘Biz her cuma Aydın Boysan, Fethi Naci, Cevat Çapan’la birlikte Çiçek Pasajı’nda rakı içer, sohbet ederiz. Yine bir sohbet esnasında ben bir espri yaptım. Yaptıktan sonra ‘Acaba Aydın ağabeyi kırdım mı’ diye düşündüm. Usulca yaklaşıp sordum. Cevabı bana çok şey öğretti: ‘Benim böyle kirliliklerim yoktur.’’</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><strong>MUSTAFA ALABORA</strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Babam yakışıklı bir İstanbul beyefendisiydi. 18 yaşıma gelince bana bir çakmak hediye etti. Yani ruhsat verdi. ‘Artık sigara içebilirsin’ demekti bu. Aynı yıl beni yakın arkadaşı Salih Tozan’a rakı içme kursuna yolladı. Salih Tozan Türk sinemasında yüzden fazla filmde rol almış çok kıymetli bir ağabeyimizdi. Çok kibar bir adamdı. Ama aynı zamanda sıkı akşamcıydı. Mektup adresi şöyleydi: ‘Çiçek Pasajı, bilmem ne meyhanesi, bilmem kaç numaralı masa, sağ köşedeki sandalye.’ Kursun ilk günü Salih Amca beni Degüstasyon’a getirdi. Degüstasyon o zaman Çiçek Pasajı’nın girişinde sağda. Salih Ağabey rakıları doldurdu. Cebinden Şimendifer marka cep saatini çıkardı. ‘Efendim kızlar pencereden baktılar, birer tane çaktılar, hadi mirim’ dedi. Bir leblebi kendi önüne bir leblebi benim önüme koydu. Kadehini kaldırdı. Birer yudum aldık. Ben önümdeki bir leblebiyi ağzıma attım. Anında elime bir şaplak yedim. Bir leblebiyle dört yudum rakı içeceksin dedi. Salih Amca ve onun gibiler yoksulluktan bir leblebiyi dörde bölüyorlardı. Hepsi o yüzden genç yaşta öldüler.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><strong>SAVAŞ DİNÇEL</strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Babam her gece rakı içerdi. Ben onun bu ritüelinden çok etkilenirdim… O, rakıyı sulu içerdi, yanında su içmezdi. Ben gençken sek içerdim. Babam bu duruma çok bozulur her seferinde ‘Rakı öyle içilmez oğlum’ derdi. Yaşım ilerledikçe rakıya su koymaya başladım. Ama yanında da su içiyordum. Babam öldükten sonra, suyu da attım aynı babam gibi içmeye başladım. En sağlıklısı bu. Çünkü yanında su içince alkol kana daha çabuk karışıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><strong>SAVAŞ DİNÇEL</strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Perde dokuzda açılıyordu. Dokuzu bir geçe sahneye çıkıp, dokuzu beş geçe iniyordum. Saat on bire kadar kuliste bekliyorum, 11’den sonra devam ediyorum oyuna. Bir bahar akşamıydı. Kostümüm dışarı çıkmaya müsaitti, tiyatro da Beyoğlu’nda. Çıkıp, Çiçek Pasajı’na gittim. Mahalle arkadaşlarıma rastladım. Bir kadehten bir şey olmaz dedim. Oyunda sarhoş rolünü oynuyorum zaten. O bir kadeh, bir ufak oldu. Tiyatroya yampiri yampiri geldim, rolümü bir güzel oynadım. Oyunda benim her lafım kahkaha ve alkış alırdı. O gün çıt çıkmadı. Hiç gülmedi seyirci. Hiç de yanlış yapmamıştım halbuki. Sahneden indim. Beraber oynadığım arkadaşım: ‘Yanlış yapmadın ama zamanlamayı kaçırdın. Ya bir saniye önce söyledin, ya bir saniye sonra’ dedi. Rezil oldum o gece. Bir daha tekrarlamadım aynı hatayı.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Kurtuluş Savaşı sonrası. Mustafa Kemal’in İstanbul’a ilk gelişi. Yıl 1928. Büyükada’da Anadolu Kulübü’nde onuruna bir yemek veriliyor. Kırmızı halılar falan. Yemek salonuna girilmiş. Muazzam bir sofra, sofranın üstü yalnıza leblebi dolu. Atatürk bakmış ve şöyle demiş: ‘Biz o zaman yokluktan leblebi ile içiyorduk. Başka bir şey yok mu.’’ Sofra hemen mezelerle donatılmış tabii. Biz ‘Cumhuriyet’ filmini çekerken ben bu hikayeyi yönetmene anlattım. Senarist Turgut Özakman senaryoya ekledi.’</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Alabora: Bir Rum ağabeyimden öğrendim. Rakı içerken her yudumda bir meze yiyeceksin. Favaysa fava, pilakiyse pilaki, lakerda ise lakerda. O zaman miden bulanmıyor. Eğer her yudumda dört beş çatal meze tırtıklarsan, miden çorba oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">İkisi de 1980 yılında şehir tiyatrolarından kovulmuş. Alabora, işsiz yıllarında Rumelihisarı’nda balıkçılık yaparak para kazanmış. ‘Mehmet Ali’nin kursağında balık parası vardır’ diyor. Şaka maka balıktan da anlıyor. Alabora eski bir meslektaşlarıyla konuştuğunu, bu yıl balığın bol olacağını söylüyor.</p>
<p align="left"><a href="http://www.hafif.org/imaj/badoer1/raki.JPG"><img class="alignnone" src="http://www.hafif.org/imaj/badoer1/raki.JPG" alt="" width="339" height="400" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Rakının Tarihi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Rakının ilk kez nerede kimler tarafında üretildiği kesin olarak belgelerle belirlenememiştir. Acak rakının ilk kez Osmanlı topraklarında üretildiği neredeyse tüm dünya ülkelerince kabul edilmektedir. Hemen hemen tüm ansiklopedilerde rakının bir Türk içkisi olduğu belirtilir. Türk rakısı zamanla Osmanlı topraklarında yaşayan insanlarının da damak zevki ile bugünkü karakteristik özelliklerine ulaştırılmış ve üretimi tekelleştirilmiştir. Türk rakısının bugünkü özellikleri ne Yunan rakısı Uzo ne de uzak Doğu içkisi olan arakta bulunabilir. Ayrıca sakız rakısı Mastika&#8217;nın ilk kez ülkemizde üretilmiş olduğu tarihi bir gerçektir. Yunan içkisi &#8220;Tsipouro&#8221;(üzüm posası) geleneksel aile işletmelerinde, bölgeye göre farklı adlarla üretilmektedir. Tsipour, Grappa,raki gibi..Tsipouro önceleri üzüm posası için kullanılmış daha sonra destilatı için kullanılmıştır. Grappa üzüm salkımı anlamına gelen Latince bir kelimeden gelir. Bazilarina göre ilk raki Balkanlar ve Ege adalarinda erikten yapilan &#8216;Ouzo&#8217;dur. Tadi Türk rakisina benzeyen bu içkide anason bulunmaz. Bazilari ise Japonlarin pirinçten ürettikleri &#8216;Sake&#8217;nin rakinin babasi oldugu görüsünü savunsalar da rakinin Anadolu&#8217;daki öyküsü 300 yil öncesine dayaniyor.Raki Yunanlıların Osmanlı egemenliği altındayken aldığı bir kelimedir, Türkçe&#8217;den gelir. Yunan ansiklopedilerinde Yunanlıların geleneksel içkisi Uzo &#8216;nun mucidi Kirios Stavrakis adlı bir Osmanlı Doktoru olarak gösterilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Rakı Nasıl İçilir</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İçki kültürü içinde rakının ayrı bir yeri olması, içiminin diğer içkilerden farklı olmasından çok, temsil ettiği felsefeden kaynaklanıyor. Rakı kadınlar tarafından da tüketilse de temelde bir erkek içkisi olarak kabul ediliyor. Rakı, genelikle düz ve silindir şeklindeki bardakta sulandırılarak ya da susuz olarak içiliyor. Silindir uzun bardak, rakının su ile bileşimindeki beyazlanmanın keyifle izlenebilmesi için tercih ediliyor. Buz, sadece rakı sulandırıldığı zaman konuyor. Buz direkt olarak rakıya konulduğunda aroma maddelerini kristallendirerek rakının tadını bozar. Rakıyı ‘sek’ yani susuz içenler bir buz tabağı hazırlar. Kırılmış buz parçaları ile dolu küçük bir kaba oturtulur rakı kadehi ve kadehin çevrilmesi ile baslar raki muhabbeti.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Rakı; sek içilebileceği gibi, içine yarı yarıya su veya maden suyu ilavesiyle, ama mutlaka soğuk olarak içilir (8-10°)</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Rakı içiminde kullanılan düz silindirik bardak, rakı-su bileşimindeki büyülü beyazlamanın keyifle izlenebilmesi için idealdir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Aperatif olarak da alınabilen Rakı’nın Türk içim geleneğine uygun olarak çilingir sofrasının özgün soğuk ve sıcak mezeleriyle içilmesi,</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Soğutulmuş bardağın 1/3’nin rakıyla, 2/3’sinin suyla doldurulması tavsiye edilir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></span></p>
<p style="text-align: justify;">Not:  Aydın Boysan, Mustafa Alabora, Mehmet Ali Alabora, Savaş Dinçel, Tarık Minkari&#8217;den alıntılar içerir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademialanya.com/raki-kulturu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dur bakalım ne olacak ?</title>
		<link>http://www.akademialanya.com/dur-bakalim-ne-olacak</link>
		<comments>http://www.akademialanya.com/dur-bakalim-ne-olacak#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 02:50:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yiğit ULUS</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yiğit Ulus]]></category>

		<category><![CDATA[Aziz Nesin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademialanya.com/?p=164</guid>
		<description><![CDATA[Haber izliyoruz, kızıyoruz, şikayet ediyoruz, söyleniyoruz.Rakı masalarında memeleket kurtarıyoruz. Lafa geldi mi o kadar devrimci bir tavır sergiliyoruz ki iş pratiğe gelince hepimiz kaçacak delik arıyoruz. Örgütlenme bilincinin yerleşemediği bir toplumda,sendikaların sendika olmamasına karşın sanki yasadışı sol örgüt gibi anıldığı bir coğrafya da demokrasiye sahip olduğumuzu iddia edip seçmencilik oynuyoruz. Kimin şeyi kimden daha uzun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Haber izliyoruz, kızıyoruz, şikayet ediyoruz, söyleniyoruz.Rakı masalarında memeleket kurtarıyoruz. Lafa geldi mi o kadar devrimci bir tavır sergiliyoruz ki iş pratiğe gelince hepimiz kaçacak delik arıyoruz. Örgütlenme bilincinin yerleşemediği bir toplumda,sendikaların sendika olmamasına karşın sanki yasadışı sol örgüt gibi anıldığı bir coğrafya da demokrasiye sahip olduğumuzu iddia edip seçmencilik oynuyoruz. Kimin şeyi kimden daha uzun bunun yarışı içerisinde 37 mi, 47 mi diye matematik hesapları ile gelecek tayin ediyoruz.İşin en acı yanı kimse bundan şikayetçi değil adeta bağımlı gibi yine kendini bu sorunların merkezinde bulacağı iradeleri destekleme peşinde. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">  <span id="more-164"></span><br />
</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Varılacak bir hedefimiz yok ki planımız olsun. Ülkece anlık siyasal gelişmelerin ve yabancıların bizimle alakalı düşüncelerinin ışığında bir gündemle yatıp kalkıyoruz. Sanal para politikaları, darbeler, maço tavırlı siyasiler, din sömürüsü, emek sömürüsü ve suni krizler belirliyor bu toprakların kaderini. Bağımlı dış politikalar, basiretsiz iç politikalarla sentezlenince insan sormadan edemiyor ; <strong>Dur bakalım ne olacak ?</strong></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">&#8220;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.Hani hükümetimiz darda kalıp dünya cenneti Boğaziçi&#8217;nin en güzel tepelerini, korularını, yerlerini petrol zengini Araplara satıyordu ya&#8230;İşte o sıra bir Arap zengini çıktı ortaya, Şeyh mi, prens mi, yoksa hepsi birden mi, öyle bişey..Adı da Ebul-Fatık El-Mışki. Boğaziçi&#8217;nin seyrine doyum olmaz tepelerinden birini satın almış. Oraya artık köşk mü, konak mı, saray mı işte öyle bişey yaptıracak. Derken bu Ebul-Fatık, bir Türk kızıyla evlenme sevdasına düşmüş. Hangi Türk kızı olduğu belli değil, yeter ki Türk kızı olsun&#8230;&#8230;&#8230;.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">&#8230;..Ebul-Fatık&#8217;a çok kız göstermişler. Arap hinoğluhin, öyle her kızı da beğenmiyor&#8230;&#8230;&#8230;Sonunda bulunan kızlardan birini çok beğenmiş bu Ebul-Fatık&#8230;&#8230;Kızın saflığı aptaldan biraz yukarıda saf.Kızın kendinden altı yaş küçük bir oğlan kardeşi var, kızın tersine cin mi cin. O, Fatık Amca diyemediğinden Fıtık Amca demeye başladı. Fıtık Amca aşağı, Fıtık Amca yukarı&#8230;.</span></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Fıtık amcanın güzel ve küçük karısı sokakta hep çarşaflı geziyor. Fıtık Amca çok kıskanç olduğundan, gencecik karısınını kadın akrabalarıla bile sık görüşmesini istemiyor. İyi ama, kızın da canı sıkılıyor&#8230;. İşte bu yüzden, kendisinin evde bulunmayacağı iki gün karısına alışveriş için çok uzaklara gitmemek koşuluyla sokağa çıkabileceğini söylüyor. Genç kadın ne yapsın sokakta tek başına?Sinemaya gidip gidemeyeceğini soruyor. Fıtık Amca uzun uzun düşünüyor. O dolaylardaki sinemalarda oynayan filmleri seyredip &#8220;Hazreti Ömer&#8217;in Adaleti&#8221; adlı yerli filmi uygun bulup karısına o filmi görebileceğini söylüyor. Necmiye&#8230;Genç karısının adı. Gidiyor sinemaya&#8230;Fıtık Amcanın içi pırpır. Ertesi akşam erkenden eve dönüyor. Oh, çok şükür Necmiye evde.</span></span></span></p>
<p> <span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">-Necmiyaa</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">-Efendim</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Ne yaptın ben yokken?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Necmiye yana yakıla anlatmaya girişiyor!</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Ah, sorma&#8230;&#8230;nasıl sormasın, meraktan çatlıyor.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Ne oldu Nacmiya?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Öyle bişey geldi ki başıma, şaştım şaştım kaldım.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Ne geldi başında?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Necmiye saf saf anlatıyor!</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Senin söylediğin sinemaya gitmek üzere çarşaflandım.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Şok güzel.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Çıktım sokağa.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Avet?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Yolda giderken bir herif sokuldu yanıma?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Bir herif?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Evet&#8230; ben gidiyorum, o da yanımda gidiyor. ben gidiyorum, o da gidiyor. dur bakalım, ne olacak, diye merak ettim.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Fıtık Amca çok bozulur ama, karısına belli etmemeye çalışarak o da çok şaşmış görünür!</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Allah allah&#8230; ban da şok merak ettim. du bakali n&#8217;olecak?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Ben gidiyorum, o gidiyor&#8230; bööyle yanımda. dibimden ayrılmıyor. dur bakalım, n&#8217;olacak diyorum içimden&#8230;</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Fa suphanellah&#8230; du bakalî n&#8217;olecak?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Bilet alıyorum o senin dediğin sinemaya&#8230; aaa, adam da bilet alıyor. ben sinemaya girdim, adam da girmez mi?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Bu kez Fıtık Amca atik davranıp karısından önce sordu:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">-Ve minelgaraip&#8230; Du bakali n&#8217;olecak? sonra?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Sonra, ben bir koltuğa oturdum. o da yanımdaki boş koltuğa oturmaz mı?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Hayret! du bakali n&#8217;olecak?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Işıklar söndü, film başladı.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Eeee? anlat nacmiyaa?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- O herif elini bacağıma atmaz mı?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Ne diyorsun, velacaip&#8230;</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Çarşafımın eteğinin altından elini sokmaz mı? Aaa! şaştım kaldım&#8230;</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Ne yapacak?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Bilmem. Ben de onu merak ediyorum ya&#8230; dur bakalım, n&#8217;olacak diye bekliyorum.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Vallahi ban da berak ettim yahu&#8230; du bakali n&#8217;olecak?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Sonra o herif oramı buramı karıştırmaya başladı. Doğrusu çok merak ettim. Sen olsan merak etmez misin?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Fıtık Amcanın gözlerinden ateşler saçılıyor ama, karısı o denli saf ki, kızsa, hiç yakışık almayacağı için o da kansına uyup soruyor!</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Nacmiya, du bakalî n&#8217;olecak?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Sonra &#8220;Hazreti Ömer&#8217;in Adaleti&#8221; bitti. lambalar yandı. Ben kalktım, o da kalkmaz mı?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- O harif da?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Evet&#8230;</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Velacaip ve minelgaraip&#8230; du bakali n&#8217;olecak?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Çıktım sinemadan, o da çıktı. ben yürüyorum, o da yanımda yürüyor.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Aman Nacmiya, vallahi şok marak ettim. du bakali n&#8217;olecak?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Ben de merak ediyorum. ben köşeyi saptım.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Harif da saptı mıı? - Saptı.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Anlat sabuk nacmiya, şok maraklı.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Bizim apartımanın kapısından girdim, herif de girdi. dur bakalım, n&#8217;olacak diye merak içindeyim.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Fıtık Amca ter içinde&#8230;</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Sonra?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Bizim kata çıktım, herif de çıktı.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Vay herif vay!&#8230;</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Çantamdan anahtarı çıkarıp bizim dairenin kapısını açtım, girdim içeri, o da girmez mi?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Harif da yallah içeri&#8230;</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Evet&#8230;</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Du bakali n&#8217;olecak&#8230; aman anlat sabuk Nacmiya&#8230;</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Eve gelince yatak odasına girip elbet soyundum. O da soyunmaz mı?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Ne diyorsun nacmiya&#8230; du bakali n&#8217;olecak?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Soyununca yatağa girdim. Olur şey değil, o da benimle yatağa girmez mi?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Fıtık Amca kızgın demirle dağlanmış gibi haykırır:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Ayvaaah! du bakali n&#8217;olecak?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Ben de yatakta ne olacak diye merak ediyorum.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Aman Nacmiya, vallahi meraktan şatlayacak ban&#8230; söyle sabuk, ne oldu Nacmiya?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Hiç canım&#8230; bişey değilmiş, ben de boşu boşuna merak etmişim.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Boncuk boncuk ter döküyordu Fıtık Amca.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Yok yahu.. Peki, ne oldu Nacmiya? ne yaptı?</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Aynen senin her gece yaptığını..</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Beyninden vurulmuşa dönen Fıtık Amca ne yapsın şimdi? Karısı o denli saf ki, başına kötü bişey geldiğinden bile haberi yok ki&#8230; Bağırıp çağırsa olmaz. Döğse olmaz. Kovsa olmaz. Erkekliğe toz kondurmamak, yiğitliğe krem sürmemek için Fıtık Amca şöyle der:</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">- Amaaan nacmiyaa, ban da mühim bişey zannettim. du bakalî n&#8217;olecak, du bakalî n&#8217;olecak diye boşuna merak etmişim. velakin hiç mühim değil.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Olayı anlatan yaşlı işçi emeklisi, &#8220;İşte böyle arkadaşlar&#8221;diye sözü bağladı. Titreyen elindeki kahve fincanını masaya koyan bir memur emeklisi, &#8220;yani, hiç anlayamadım&#8221; dedi, &#8220;sen şimdi bu olayı ne diye anlattın? kel mana? &#8220;İşçi emeklisi, &#8220;her gün burda laflayıp laflayıp da sonunda &#8220;dur bakalım, n&#8217;olacak?&#8221;, &#8220;dur bakalım n&#8217;olacak?&#8221; diye merak edip soruyorsunuz ya, dedi, işte sizi meraktan kurtarmak için ne olacağını anlattım.&#8221;</span></span></span></p>
<p> </p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">Çayevindekilerden bir kahkaha koptu. işçi emeklisi ekledi:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;">-Velakin hiç mühim değil.&#8221;</span></span></span></p>
<p> </p>
<p> <br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Aziz Nesin, Nah Kalkınırız, Ağustos 1998 </strong></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademialanya.com/dur-bakalim-ne-olacak/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bugün Bayram !</title>
		<link>http://www.akademialanya.com/bugun-bayram</link>
		<comments>http://www.akademialanya.com/bugun-bayram#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 May 2009 07:01:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yiğit ULUS</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yiğit Ulus]]></category>

		<category><![CDATA[19 mayıs]]></category>

		<category><![CDATA[akademialanya]]></category>

		<category><![CDATA[Alanya]]></category>

		<category><![CDATA[atatürk]]></category>

		<category><![CDATA[çağdaş yaşamı destekleme derneği]]></category>

		<category><![CDATA[çydd]]></category>

		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>

		<category><![CDATA[gerici]]></category>

		<category><![CDATA[saylan]]></category>

		<category><![CDATA[türkan]]></category>

		<category><![CDATA[türkan saylan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademialanya.com/?p=156</guid>
		<description><![CDATA[Lafı gevelemeden konuya girmek istiyorum. Başımız sağolsun. Ama üzgün olduğumuz düşünülmesin sakın. Bu güzel bayram gününde Atatürk&#8217;ü anma gününde. Sembolik doğum gününde, gençlik ve spor bayramında, Binlerce genci yetiştiren bir annenin, babasının sözünden hiç çıkmayan ve onun hayalinin devamı için savaşan bir kız çocuğunun böylesine manalı bir sonla noktalanması da ancak destansı bir yaşama nasip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Lafı gevelemeden konuya girmek istiyorum. Başımız sağolsun. Ama üzgün olduğumuz düşünülmesin sakın. Bu güzel bayram gününde Atatürk&#8217;ü anma gününde. Sembolik doğum gününde, gençlik ve spor bayramında, Binlerce genci yetiştiren bir annenin, babasının sözünden hiç çıkmayan ve onun hayalinin devamı için savaşan bir kız çocuğunun böylesine manalı bir sonla noktalanması da ancak destansı bir yaşama nasip olabilirdi. Babasının kızı, babasının bayramında kavuşacak babasına. Evet o bir Atatürk kızıydı hemde en sahicisinden. Daima umut ve güç saçarcasına bakıyordu. Onu anlatmaya kelime bulmak güç. Onu anlatmanın tek yolu en az onun kadar mücadele etmek belkide. Hani hep planlayıp sonra tembelliğimizden beceremediğimiz o sosyal sorumlulukların en azından bir ucundan başlamak için vesile olmasını umduğumuz anlardan biri bugün. İşte bu yüzden umudun, gücün, başarmanın ustadının bayramında umudu, gücü ve başarmayı aşıladığı binlerce çiçekle umudun, gücün ve başarmanın kızı bir kez daha öğretti bize bu yaşında, çektiği onca çileye rağmen; eğer isterse insan, ekler bir tuğla dahi olsa gericiliğe karşı örülen duvara&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-156"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;">Gericilik demişken bahsetmeden geçemem. Ahlaksızlığın din olduğu bu yer altı canlıları, kokuşmuş karanlıklarından zehir dolu salyalarını saçtılar yine. Onlara göre dinsiz olan ve toprağın bile kabul etmeyeceği bu kadın aslında hacca bile gitmiş bir hacıydı. Ama dini şekilcilikden ibaret sanıp, akılcılıktan uzaklaştıran bu yobazlar 80 yaşında ki arkadaşlarını, 14 yaşında kıza musallat olmasına karşın müslüman sayıp, kollarken bir çağdaş kadını dinsiz ilan etme derdindeydiler. Dinin ve paranın kimde olacağı belli olmaz derler ya artık değişti bu. Din bende diyenin artık parası var. Yani parası olanı biliyoruz da din gerçekten kimde ya da kimlerin eline oyuncak oldu o tartışılır hala&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;">Daha temyiz kudretine erişememiş küçücük çocukların din öğretiyoruz denerek yaz, kış dört duvar arasına kapatılıp onlara tekerleme gibi gelen Arapça kelimeleri ezberletmekle din öğretilmez. İyi insan olmayı, temel dini bilgiyi öğrenen bir çocuk ileride aklı erdiği vakit tercihini yapar. Acaba iyi çocuk yetiştiremeyeceğimizden mi korkuyoruz ? Acaba iyi birer insan olamadık mı ? Bu eksiklik, bu yoksunluk mu bize evlatlarımızın çocukluklarını çalmamıza sebep oluyor ? Çocuklar bırakın bale yapsın, spor yapsın, kitap okusun, oyun oynasın, koşsun, eğlensin, canı yansın, düşsün, ağlasın, tecrübe etsin. Hayatı tecrübe etsin. Ezbere tekrarlatılan kelime dizilerinden daha öte birşeydir din. Öyle duvarların arasında da öğrenilmez. Kalbinde hissetmelisin dini. Bir kızılcık sopasının gerginliğine bağlı bir avuç içi acısıyla değil.</span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;">Herşeyden önce insan olmalı insan. Ondan sonrası bu farkındalılıkla şükretmektir. Dinin de söylediği budur. Bunları söyledi, söylemek istedi. Bana hissettirdikleri buydu en azından. Dünyayı, çevresini, maddeyi, ülkesini, bilimi, geleceği değiştrebilmeyi, üretmeyi öğrenmeliydi insan ve bunun yolu eğitimden geçiyordu. Çabaladı eğitim için. Temeline insanı koyduğu bir felsefe için önce düştü yollara. Adına kader denen ve lanetli sayılan insanları sağlıklarına kavuşturmak için savaştı. Onları hem sağlıklarına kavuşturmalıydı hemde iğrenç bir şekilde onları dışlayan biz harika insanlar topluluğu yüzünden topluma kazandırmak zorundaydı. O misyonunu başarıyla tamamladı. Bu defa muhteşem ahlak ve etik anlayışımız neticesinde eğitimden yoksun bıraktığımız kızlarımızın eğitimine adadı kendini. Çağdaş bir yaşamın ancak kendini geliştirmiş annelerin eseri olabileceğini biliyordu çünkü. Sonra yine müthiş zekamızın eseri olarak terörist ilan etmeye kalktık onu. Dinsiz ilan ettik. Misyoner bile yaptık. Dedikya harika bir ahlak algımız vardı. Ama adını sadece bilmek için çabalayan insanların bildiği ve belki düne kadar ölse sadece binlerce insanın peşinden ağlayacağı o insanı milyonlara tanıttı bu olan biten. Şimdi milyonlar ağlıyacak ardından ve bir bayram günü hemde böyle bir bayram gününde senin ölümün bayramdır artık. Bayraklaşmanın günüdür. Böyle isimlerin ardından ölüm bile çaresiz kalır. Dirisinin bile hayrının olmadığı insanların, ölüsünden bile korkacağı malum ve o insanların ettiği küfürler kulaklara aşina ama bilinsin isterim; o binlerce çocuğun annesiydi ve o çocuklar onbinlerce çocuğun annesi olacak ! Bayramımız kutlu olsun ! </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademialanya.com/bugun-bayram/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şark Bülbülü</title>
		<link>http://www.akademialanya.com/sark-bulbulu</link>
		<comments>http://www.akademialanya.com/sark-bulbulu#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 13:11:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yykacmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşar Yiğit Kaçmaz]]></category>

		<category><![CDATA[Ahmet Davutoğlu]]></category>

		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Dış Ticaret]]></category>

		<category><![CDATA[siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademialanya.com/?p=132</guid>
		<description><![CDATA[29 Mart yerel seçimleri sonrası Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı açıklamadan kabinede revizyona gideceğini herkes anlamıştı. Seçimler sonrası birkaç haftalık periyotta herkes bu değişiklikleri beklerken bir süre bekleyerek bu hamleyi yapması birçok insanı şaşırttı. Kabinede çok önemli değişiklikler oldu. Ak Parti’nin  Kemal Abisi Kemal Unakıtan, Dış Ticaretteki önemli kozu sportmen Kürşat Tüzmen, Adalet Bakanı Refah [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">29 Mart yerel seçimleri sonrası Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı açıklamadan kabinede revizyona gideceğini herkes anlamıştı. Seçimler sonrası birkaç haftalık periyotta herkes bu değişiklikleri beklerken bir süre bekleyerek bu hamleyi yapması birçok insanı şaşırttı. Kabinede çok önemli değişiklikler oldu. Ak Parti’nin  Kemal Abisi Kemal Unakıtan, Dış Ticaretteki önemli kozu sportmen Kürşat Tüzmen, Adalet Bakanı Refah Partisi Fatih eski belediye başkanı Mehmet Ali Şahin gibi isimler yeni kabinede yer almadı. Bu isimler konusunda çeşitli spekülasyonlar yapılırken daha çok dikkat çeken yapılan yer değişiklikleri ve yeni atamalar oldu. Başbakan yapmış olduğu tercihlerde genelde doğu ülkeleri ile arası iyi ya da yeşil sermaye diye tabir edeceğimiz kesime yakın isimleri kabinesine katarken herkesi en çok şaşırtan tercihini Dış İşleri Bakanlığına meclis dışından Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nu kabineye alarak yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;"> <span id="more-132"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bundan önceki tercihini Ali Babacan’dan yana kullanmıştı Başbakan. Biraz daha Amerika’ya yakın, daha önce Avrupa Birliği ile ilgili komisyonlara başkanlık yapmış olan birisi olan Babacan’ın son zamanlarda ikili ya da çoklu ilişkilerde sorun yaşadığı medyaya yansımıştı. Özellikle son zamanlarda büyüme gösteren Arap ülkeleri ile sıcak ilişkiye girememesi ve Kafkaslarda izlemiş olduğu politikalar fazlasıyla eleştirildi. Ali Babacan yerine atanan kişi Davutoğlu ise Ali Babacan’ın tam tersine politikalar izleyeceği beklenen birisi olarak ön plana çıkmakta. Öncelikle Davutoğlu hakkında birkaç bilgi vermekte fayda var. Kendisi yüksek öğrenimini uluslar arası ilişkiler üzerine yapmış özellikle İslam dünyasındaki siyasal gelişmeleri inceleyen birisi olarak öğrenimini tamamlamıştır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a aynı dönemlerde baş danışmanlık yapmış ve yazdığı ‘Stratejik Derinlik’ isimli kitabı ile bu konuda referans haline gelmiş birisi.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Davutoğlu bugüne kadar Avrupa ya da Amerika kökenli yazılarının olmayışı, İran başta olmak üzere birçok Ortadoğu ülkesi ile arasının iyi oluşu yeni dönemde hükümetin yüzünü şarka çevirdiğinin göstergesi olmuş durumda. Tabi ki sadece Davutoğlu’nun atanması bu göstergeleri desteklemiyor. Önceki dönemlere bakıldığında hükümetin dış ticaret hamlelerinde başta Arap Emirlikleri, Mısır ve Suriye’ye önem vermesi, ekonomik olarak gözle görünen bir büyüme gösteren Mısır ve Arap Emirliklerine farklı bakan ve bürokratların sürekli ziyaretleri, Başbakan’ın Davos zirvesi çıkışı ve Amerika’nın istememesine karşın Sudan ve İran’la ikili ilişkilerin geliştirilmesi yüzünü doğu’ya dönmek isteyen hükümet’in bu göstergelerini destekliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Akla ilk olarak gelen soru neden şark olduğu, bu sorunun cevabını bulmak için biraz olsun olayların ekonomik yanına bakmamız gerekir. Son dönemlerde Türkiye’de bulunan işletmelerin ve devlete bağlı ihracat hamlelerinin en çok yoğunlaştığı iki bölge olarak Ortadoğu ve Doğu Bloğu ülkeleri gösterilebilir. Ecevit Krizi olarak adlandırılan kriz sonrası yatırımlarını önce Doğu Bloğu ülkelerine kaydıran işletmeler son dönemlerde ise yatırımlarını Ortadoğu’ya kaydırmış durumda. Bu düşünlerini destekleyen bir söylemi Nicolas Cage ‘Savaş Tanrısı’ isimli filminde yapmıştı. Savaşın bittiği yerde ticaret başlar… Sürekli olarak savaşların başladığı ve bittiği coğrafyalara yoğunlaşma fikri dışında tabi ki o bölgelerin enerji kaynaklarına ve yer altı zenginliklerine de sahip olduğunun bilinmesi gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Şark ile arası çok iyi olan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun Dış İşleri Bakanlığına atanması Türkiye için neler getireceğini hep beraber göreceğiz. Batıyla aranın nispeten soğutulup Doğu’ya yüzün çevrilmesi Türkiye’ye ne kadar katkı sağlar bilinmez ama önemli olan özellikle uluslar arası ilişkilerin sürekli olarak sıcak tutulması ve bir yeri kazanacağız diye diğer tarafların küstürülmemesi. Aksi halde bu ülke çok şey kaybedecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademialanya.com/sark-bulbulu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ama Öyle Olmadı</title>
		<link>http://www.akademialanya.com/ama-oyle-olmadi</link>
		<comments>http://www.akademialanya.com/ama-oyle-olmadi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 May 2009 17:46:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yykacmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşar Yiğit Kaçmaz]]></category>

		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Ertuğrul Günay]]></category>

		<category><![CDATA[siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademialanya.com/?p=105</guid>
		<description><![CDATA[Kendisi Türkiye’nin en genç milletvekiliydi. İmam Hatip çıkışlı olmasına karşın çağdaş çıkışlarıyla dikkat çekmiş ve 30 yaşına bastığında meclise girmişti. Çağdaş, aydın birisiydi. Bülent Ecevit’in yapmış olduğu yanlışları görmüş ve muhalefet içinde sivrilmişti. 12 Eylül ihtilalinde CHP’nin içinde sola en yakın isim olduğundan ötürü ilk olarak o tutuklanmıştı. Dev-Sol ile bağlantılı olduğu iddia ediliyordu. 12 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kendisi Türkiye’nin en genç milletvekiliydi. İmam Hatip çıkışlı olmasına karşın çağdaş çıkışlarıyla dikkat çekmiş ve 30 yaşına bastığında meclise girmişti. Çağdaş, aydın birisiydi. Bülent Ecevit’in yapmış olduğu yanlışları görmüş ve muhalefet içinde sivrilmişti. 12 Eylül ihtilalinde CHP’nin içinde sola en yakın isim olduğundan ötürü ilk olarak o tutuklanmıştı. Dev-Sol ile bağlantılı olduğu iddia ediliyordu. 12 Eylül sonrasında da siyaseti bırakmadı önce SHP’de, CHP’nin tekrar aktif hayata geçmesiyle CHP’de siyasi hayatına devam etti. Deniz Baykal’ın ikamesi olarak gösterilmeye başlandı. İnsanların düşüncesi onun CHP’nin başına gelmesiyle CHP’nin şahlanacağı ve artık yapıcı bir siyaset izleyeceğiydi. Ama Baykal daha sonrasında birçok kişiye yaptığı gibi aynısını ona da yaptı ve CHP’den uzaklaştırıldı. Herkes onun siyaseti bırakacağını düşünüyordu. Ama öyle olmadı…</p>
<p style="text-align: justify;"> <span id="more-105"></span></p>
<p style="text-align: justify;">2007 yılında yapılan Genel Seçimlerde tekrar milletvekili adayı oldu. Sürpriz bir kararla Adalet ve Kalkınma Partisinden İstanbul Milletvekili oldu. Seçilir seçilmez de T.C. Kültür ve Turizm Bakanı oldu. Başka ülkelerde bir sol partiden diğer sol partiye geçiş yapıldığında bile tepkiler alınırken, bizim çağdaş (!) demokrasimiz de aldığı bu karar normal görülmüştü. İnsanların tek umudu ise onun çağdaş siyasetçiliğine devam etmesiydi. Ama yine öyle olmadı…</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bu siyasetçi Ordu doğumlu, İmam Hatip çıkışlı, CHP’nin önemli kalelerinden, şimdinin AKP’lisi Ertuğrul Günay’dı. Günay’ın insanları şaşırtan tavrı son zamanlarda ise yerini büyük tartışmalara yol açan söylemlerine bıraktı. İlk önce ‘Nazım Moskova’ya yakışır, Frankfurt’a yakışmaz’ dedi. Bu tavrı ile tüm tepkileri üstüne çekerken canlı yayında Genco Erkal, Fazıl Say gibi sanat üstatlarının katıldığı programda ‘Bizim Nazım ile ilgili yaklaşımımız onun sırtından para kazanma gayretinde olanlarınkinden daha önemli’ diyerek yeni bir polemiğe yol açtı. Yine de erken unuttu bu söylemleri Türk halkı, yeni kabine açıklandığında isminin aynı yerde durmasına pek bir tepki gelmedi insanlardan. O ise ‘ Zeki Müren Türkiye’nin en büyük erkek sanatçısı, Bülent Ersoy ise en büyük kadın sanatçısı seçilmişti, böyle absürt dönemlerden geçtik’ yorumunu yaparak yine aynı tavırlarına devam etti.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bu ülke demokratik bir ülkededir. Herkes istediği görüşü, istediği ideali savunabilir, söylemlerde bulunabilir. Ama demokrasinin bir gerçeği vardır ki görüşü ne olursa olsun sen bu ülkede yönetici ise her görüşe saygılı olup her tercihi kabul etmelisin. Bu gerçek  doğrultusundan sapıldığı için birçok sanatçımızı kaybettik, küstürdük. Kaybedip, küstükten sonrada arkasından bağrımıza bastık. Nazım Hikmet gibi, Aziz Nesin gibi, Yılmaz Güney gibi…</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bu kişi Bosna’da düzenlenen Aydınlar Zirvesinin mimarı. Bosna’da buluşturduğu sağcı solcu her kesimden aydın ile insanların takdirini toplayan kişi. 12 Eylül sürecinde cezaevinde sağcısı solcusu yattığı tüm siyasilerle iyi geçinen, herkesin sevgisini kazanan kişide Ertuğrul Günay. Peki ne oldu da bu ılımlı yaklaşıma sahip insan değişti? Yoksa gerçekten zaman insanı değiştiriyor mu?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademialanya.com/ama-oyle-olmadi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uçan Internet !</title>
		<link>http://www.akademialanya.com/ucan-internet</link>
		<comments>http://www.akademialanya.com/ucan-internet#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 May 2009 15:18:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yiğit ULUS</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yiğit Ulus]]></category>

		<category><![CDATA[İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademialanya.com/?p=95</guid>
		<description><![CDATA[Uçan internet, kaçan internet, yüzen internet diye reklamlara milyonlar harcayan bir kurumun aslında nasıl bir yapıda olduğumuzun aynasını her gün yüzümüze vurduğunu anlatmak istiyorum size.Kablosuz ağlarla, fiber optiklerle ördük dört bir yanını vatanın diye ahkam kesen ve dünyanın en yavaş ve en pahalı internet erişimini sağlayan güzide kurumuzu daha çok zengin etmek amacıyla dün müşteri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Uçan internet, kaçan internet, yüzen internet diye reklamlara milyonlar harcayan bir kurumun aslında nasıl bir yapıda olduğumuzun aynasını her gün yüzümüze vurduğunu anlatmak istiyorum size.Kablosuz ağlarla, fiber optiklerle ördük dört bir yanını vatanın diye ahkam kesen ve dünyanın en yavaş ve en pahalı internet erişimini sağlayan güzide kurumuzu daha çok zengin etmek amacıyla dün müşteri hizmetlerini aradım. VDSL2 hizmetinden faydalanmak istediğimi belirttim. Bu teknoloji ADSL teknolojisine benzemesine rağmen en önemli nokta santral ile hattın arasında ki mesafe. Yani 2 kilometreyi geçince bu hizmetten yararlanmak hayale dönüşüyor. Müşteri hizmetleri yetkilisinin yaptığı kontrollerden sonra hattımın VDSL2 hizmeti alabileceği onayını alıp bu sabah bağlı bulunduğum müdürlüğün yolunu tuttum. Amacım 32 ila 16 mbps arası değişen hızlardan “16 mbps olanına abone olup 2 sene boyunca bu tarifenin bedeli olan 110 tl’yi verip karşılığında bedava modem hizmetinden faydalanmaktı. Ancak müşteri hizmetlerinde ki yetkilinin aksine müdürlük binasında ki yetkili bulunduğum bölgeye bu hizmetin verilemediğini söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;"> <span id="more-95"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Hayal kırıklığı ile eve geldim. Madem öyle ADSL hızımı değiştirip ADSL2 hizmeti ile 8 mbps veya 4mbps tercihlerinden birine geçeyim dedim. Yine müşteri hizmetlerini aradım. Bu sefer sistemin bağlı olduğu bilgisayarın donduğunu söyleyip daha sonra aramamı istediler. Yaklaşık 1 saat sonra tekrar aradığımda bölgemin bu hız seçeneğini destekleyip desteklemediğini göremediklerini, bu yüzden bağlı bulunduğum bölge müdürlüğüne bizzat başvurmamı istediler. Üşenmedim Kadıköy bölge müdürlüğünü aradım.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">İlk karşıma çıkan yetkili 10 saniye içerisinde bana 10 tane telefon numarası saydı ve telefonu kapattı. Aceleyle yazabildiğim ilk 2 numarayı aramak istediğimde doğal olarak meşgul çalmaya başladı. Bir sürelik sabırdan sonra bağlandığım ilk yetkili bana başka bir numara verdi. Aynı meşguliyet faslından sonra ister inanın ister inanmayın yeni bir numara daha ve bir numara daha… Son aradığım numarada güvenlik birimine bağlanınca sinirlendiğimi karşı tarafa aktardım ve doğru birime bağlandım. Karşıma çıkan yetkili bağlı bulunduğum bölge ile alakalı hizmet alıp alamayacağıma bakamayacaklarını ancak müşteri hizmetlerini ararsam bu bilgiye ulaşabileceğimi söyledi. Artık iyice sinirlenmiş hatta tırnaklarımı yemeye başlamıştım. Son bir sabırla tekrar aradım müşteri hizmetlerini. Bu sefer yetkili bilgilerime ulaştı ve 4 mbps ile 8 mbps hız desteğini bağlı bulunduğum bölgede alamayacağımı iletti.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi meseleye gelelim. Uçan internet, kaçan internet, ısıran internet diye ahkam kesen ve buna milyonlar harcayan bu kurum İstanbul’un göbeğinde Kadıköy’de Feneryolu mahallesinde reklamını yaptığı VDSL2 ve ADSL2 hizmetlerinin hiçbirini veremiyor. Anadolunun diğer bölgelerini hesaba dahi katmıyorum. 82 tl ile 137 tl arasında değişen aylık ücretleri olan bu tarifeleri bu hizmetten en çok faydalanma ihtimali olan kentlerde yaygınlaştırmadan kalkıp bu hizmeti getirdik demenin mantığını bir yetkilinin bana anlatmasını istiyorum. Wifi ağları kurduk uçan internet var diye yaptıkları reklamı biliyorsunuzdur. 300 noktada bu hizmete başlamışlar. 30 dakikası 3,25 tl bedelle wireless hizmeti veriyorlarmış. Dalga mı geçiyorsunuz bizimle ? Daha adam gibi altyapı hazırlamadan bu kadar yüksek ücretlerle hizmet sunduk diye reklam yapacağınıza önce hizmeti sağlayın sonra reklama saçın milyonlarca liranızı. Cem Yılmaz’a, Gülse Birsel’e vereceğiniz parayla kaç ilçeye kablo döşerdiniz ?</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Şu an veremedikleri en yüksek hız 32 mbps ! Sadece sayılı şanslı insanlara… Avrupa’da internet hizmetlerinin %83’ü DSL, %15’i kablo, %1’i ise fiber erişim ile verilmekte. Türkiye’de ise, %99,15’i DSL, %0,85’i kablo altyapısı ile sağlanmakta. Avrupa da her 10 kişiden 1′i yüksek hızlı (10mbps) internet kullanıyorken bizde İstanbul’un göbeğinde 4mbps hizmet bile alınamıyor. Aynı sorun Beşiktaş’da veya diğer ilçelerde oturanlar içinde geçerli. Ama ABD’de, Japonya’da hız rekorları kırılıyor insanlar 40gbps hızla yani neredeyse bir DVD filmi 2 saniye indirmenize olanak veren bir yapı oluşturma peşindeler. Bunun denemesini yapıyorlar ve bu hızlara ulaşıyorlar. Elbette teknoloji gelişmişlikle orantılı bir ilerleme kaydeder. Bizim diğer sorunlarımızda olduğu gibi doğal bir kanıksama ve hoşgörü güdümüz var ancak reklamı yapılan, hizmete sunduk denilenlerin bile yalandan ibaret olması sinirlendiriyor insanı. Yoksa 100mbps internet hizmeti getirdik diyerek kalkıp Şile, Çekmeköy, Ataşehir dışında hiç bir ilçeye, semte hizmet getirmemek ahlaksızlık değilde nedir ?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademialanya.com/ucan-internet/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya’nın doğusu Allah’a emanet</title>
		<link>http://www.akademialanya.com/antalya%e2%80%99nin-dogusu-allah%e2%80%99a-emanet</link>
		<comments>http://www.akademialanya.com/antalya%e2%80%99nin-dogusu-allah%e2%80%99a-emanet#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 May 2009 10:50:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yiğit ULUS</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yiğit Ulus]]></category>

		<category><![CDATA[Alanya]]></category>

		<category><![CDATA[Antalya]]></category>

		<category><![CDATA[Gazipaşa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademialanya.com/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[ANTALYA’dan, doğusundaki uç nokta Gazipaşa tam 185 km; denize kıyıları olan tam 27 belediye (4 ilçe; Serik, Manavgat, Alanya, Gazipaşa ve 23 belde) tabelası saydık.
 
Kimi içerlerde, kimi de duble yol üzerinde uzanıyor. Toroslar’ın eteklerindeki köyleriyle, ovalarıyla ve sahildekilerle birlikte yaklaşık 500 bin kişi yaşıyor. Yazları yerli ve yabancı turist sayısını ekleyin buna. Bu belediyelerin 7’şerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">ANTALYA’dan, doğusundaki uç nokta Gazipaşa tam 185 km; denize kıyıları olan tam 27 belediye (4 ilçe; Serik, Manavgat, Alanya, Gazipaşa ve 23 belde) tabelası saydık.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Kimi içerlerde, kimi de duble yol üzerinde uzanıyor. Toroslar’ın eteklerindeki köyleriyle, ovalarıyla ve sahildekilerle birlikte yaklaşık 500 bin kişi yaşıyor. Yazları yerli ve yabancı turist sayısını ekleyin buna. Bu belediyelerin 7’şerini AKP, CHP ve MHP’li; 4’ünü DP’li, birerini de ANAP ve bağımsız adaylar kazanmış. 185 kilometrelik sahil yolunda bu kadar çok belediye olur mu? (Bir de Antalya’nın batısı ve kuzeyindeki yerleşim yerleri hesaba katılırsa bir valinin buraları gezmesine kaç yılda sıra gelir?)</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
Her yer inşaat&#8230; Ne yazık ki bölgede bir imar disiplini yok. Turizmin ağırlıklı olduğu Serik, Side, Manavgat, Sorgun ve Alanya’da 100’e yakını 5 yıldızlı olmak üzere 1400’e yakın turistik tesis var. Alanya’yı saymazsak güzergáh üzerindeki Konaklı başta olmak üzere Payallar ve Türkler gibi beldelerin yol ve yapı olarak eli yüzü düzgün; ’kentleşme’ kültürü daha gelişmiş gibi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"> <span id="more-81"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kadar sıklıkla kurulan belediyeler kendi kaynakları ile hizmet üretemiyor. Hizmet bedeli, imar tadilatları karşılığında alınan ’bağışlarla’ karşılanıyor olsa gerek.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bu model, Başbakan Erdoğan’ın, bir şeyler yapın, çevre sonra gelsin anlayışı. Tabii bunun sonucunda ortaya -güzel otelleri saymıyoruz- estetik görüntüden uzak hilkat garibesi gibi yapılar çıkmış. İnsan bakarken yoruluyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">İç içe girmiş olan turizm-tarım alanlarının çok iyi dengelenmesi gerek. Seralar, yapılara kurban olmasın! Antalya gibi başka bir coğrafyamız yok çünkü.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul’daki ’E-5’ güzergáhına dönüşen, yüzlerini kıyıya çeviren bazı belediyelerin kapatılmasında Antalya kayırılmış galiba. Artık, kıyıların ayrı bir statüye kavuşturulması; 5 yıllık kalkınma planlarının uygulamasına geçilmesi gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Geleceğimiz, imar rantından uzak tutulmalı&#8230; Yoksa, bu turisti bile bulamayız.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Gazipaşa ’ışıldıyor’</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">ANTALYA’nın uç noktası Gazipaşa henüz ’bakir’ sayılır. Yıllarca unutulmuş. Adını, sanatçılar Filiz ve Fikret Otyam’ın burada uzun yıllar oturmalarından sonra duyurdu diyebiliriz. Son yıllarda tarımı çeşitlenmiş; kent çok fazla betonlaşmaya teslim olmamış. Doğal sit alanlarına imar izni verilmemiş.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Yedi antik kale kalıntısı bulunan doğa cenneti ilçe, kendisini ’uzaklıktan’ dolayı korumuş bir yerde. Ama uzun sürmez bu. Turizm Bakanlığı’nın tahsis yerlerinde şimdilik dört otel yapılması gündemde. Gazipaşa Havaalanı’nın faaliyete geçmesiyle bu yatırımların daha da artacağı açık. 2. nesil turizm için ’ışıldıyor’ şimdiden. Rant amaçlı değil, gerçek yatırımcılar, Gazipaşa’yı görmeliler diyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet döneminin başlarında Konya’daki isyanlara katılmayan bu ilçenin adını Atatürk’ün bizzat verdiğini de hatırlatalım. Ama fırsat bulup hiç görmemiş burasını.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Arılı Domates</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bölgenin değerini bilen yöneticilerle tanıştık. Kaymakam İsmail Gültekin, ikinci kez kazanan CHP’li Belediye Başkanı Cemburak Özgenç, Gazipaşa Tarım Kültür ve Turizm Derneği Başkanı Hüsnü Doğan ve Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Temsilcisi Zafer Tan, el ele verip Tarım Fuarı’nın yedincisini düzenlemişler. Tohum, fide, örtü altı seracılık, ilaçlama, damlama sulama, meyve fidanı, kontrollü topraksız tarım, tarım alet ve ekipmanları dalında faaliyet gösteren 82 firma katılmış&#8230; İçinde yabancı firmaların temsilcileri de vardı. Neler öğrendik. Bol çekirdekli ve kokulu ’arılı domates’ nedir, avokadonun nesi yapılır, keçiboynuzu çayı sıcak mı soğuk mu içilir? Türkiye muz ithal etmese bölge tüm ihtiyacı karşılayabilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Keşke bu fuarları büyük kentlerdeki insanlarımız da görse; neyin ne olduğunu; tezgáhtaki domatesin, biberin ilaçlı olup olmadığını öğrenebilse.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada Gazipaşa’nın dik yamaçlarına 105 bin fidenin dikilmesiyle zeytin alternatif bir ürün olmuş; muza karşı.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Alanya ile Gazipaşa’yı havaalanı barıştıracak</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">ANTALYA’nın ilçeleri Alanya ile Manavgat ve Gazipaşa arasında her zaman bir ’il olma’ kavgası vardır. Alanya, Antalya’ya karşı ayrı ’marka’ olma savaşı verirken, her zaman haksızlığa uğradığını düşünür. Bunda da haklıdır. Ama biz bu konuyu bir kenara bırakalım. Gazipaşa Havaalanı’nın öyküsüne geçelim. 1980’lerin sonrasında Özal’la birlikte başlamış. ANAP adayı kazanınca, Antalya’dan sonra ikinci havaalanının buraya yapılacağını söylemiş. Çiller döneminde kabaca bir pist yapılmış. Yeri çok tartışılmış; pisti dağa uzanıyor ve kısa kalıyor diye&#8230; Antalya’nın çevresindeki yoğun otel yatırımları Alanya’yı tedirgin edince onlar da Gazipaşa’ya yüzlerini çevirmişler. Antalya ise bu proje ile yolcudan pay kaptıracağı için hiç memnun olmamış. Uzun tartışmalar olduğu biliniyor. Nihayet geçen yıl TAV burasını ’yap-işlet-devret’le 25 yıllığına aldı. Havaalanını gördük, yoğun bir çalışma vardı; 1830 metrelik pist ve terminal binası tamamlanmış. TAV Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın’ın &#8220;Haziranda uçak inecek&#8221; sözünün gerçekleşmesi umutla bekleniyor. Pistin, ileride denize doğru 2400 metreye uzatılması ve alanın genişlemesi imkánlarının olduğu söyleniyor. Ancak bazı tarım alanlarının istimlakı nedeniyle (500 bin metrekare) yargıya intikal eden davalar var. Başka sıkıntılar var mı, bilmiyoruz. TAV’ın yılda 500 bin yolcu teklifi var. Yatırımın 50 milyon Euro olduğu konuşuluyor. Birkaç yıl sonra Gazipaşa Havaalanı’nın ’tutacağı’ açık&#8230; Hele, sadece Alanya otobüs garının yıllık yolcu kapasitesinin 1.3 milyon olduğu düşünülürse&#8230; Bölgenin iç hat yolcusu ve Antalya için büyük bir avantaj sağlayacak. Charter seferleri bakımından da avantaj Alanya’nın&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">ARAYAN, bir kentin belediye başkanı; ANAP kökenli. &#8220;Bir inanan olarak söylüyorum, kimsenin de alınmamasını isterim. Şu anda, Yokuşbaşı Mahallesi Cumhuriyet Camii’nin hemen bitişiğinde (2005 Sok. No 32) evde okutulan mevlit hoparlörle veriliyor. Nerede ise 3 saat oldu (15.05). Bu kadar yüksek volüm olur mu? Bulunduğum otelde Amerikalı bir turist vardı; oturduğu yerden odasına çıktı. Bu konudaki şikáyetlere kaymakamlık ’Burası Müslüman bir ülke, kusura bakmayın’ diyormuş. Bodrum Belediyesi’ni DYP’li bir arkadaş (Mehmet Kocadon) kazandı. Turistik bir yerde olmasına şaşırdım; hele Bodrum için üzüldüm&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Yalçın Bayer-29 Nisan 2009</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11514821.asp?yazarid=42&amp;gid=61">http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11514821.asp?yazarid=42&amp;gid=61</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademialanya.com/antalya%e2%80%99nin-dogusu-allah%e2%80%99a-emanet/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
