Herkese Merhaba. Daha öncede belirttiğimiz gibi artık yazılarımızı bu site üzerinden sizlerle paylaşacağız. Çok fazla bir şeyler yazma niyetim yok bu giriş bölümünde çünkü az çok amacımız anlaşılmıştır. Biraz kendimden bahsedip ana konuma girmek istiyorum. 20 Ağustos 1985 yılında Alanya’da doğdum. İlkokulu Hayate Hanım İlkokulunda okuduktan sonra ortaokul ve liseyi AME Anadolu Lisesinde eğitimime devam ettim. 2003 yılında kazandığım T.C. Akdeniz Üniversitesi İşletme Bölümünden 2008 yılında mezun oldum. Halen T.C. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Dış Ticaret Bölümünde eğitimime devam etmekteyim. 2007 yılında kurmuş olduğum TPC isimli firma ile Mısır’da iş hayatına atıldım. Halende orada devam etmekteyim. Üniversiteye girmemle birlikte tanışmış olduğum AKUT Arama Kurtarma Derneğinde halen görevime gönüllü olarak devam etmekteyim. Kısaca kendimi tanıttıktan sonra ilk yazımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Turizm Pazarlaması
Alanya gibi Türkiye’nin turizm cenneti olan bir şehirde büyümemden ötürü her zaman turizm sektörü ile iç içe oldum. Alanya’da gördüklerimi eğitim hayatımda öğrendiklerimle yorumlayınca görüşlerim olumsuzlaşsa da asıl değişim Mısır’da gördüğüm turizm sektöründen sonra oldu. Alanya ve Türkiye’deki eksiklikleri fark ettiğim zaman gerçekten neler kaybettiğimizi çok iyi şekilde görmüş oldum.
Mısır, Türkiye gibi turizm sektöründe önde gelen ülkelerden bir tanesi. Özellikle doğu bloğu ülkelerin ilk sıradaki tercihleri arasında Türkiye ile birlikte Mısır geliyor. Bunun başlıca sebebi diğer turizm ülkelerine göre (İspanya, Fransa…) bu iki ülkelerin maliyetlerinin daha düşük oluşu. Bunun yanında tarihsel ve doğal güzelliklerinin de fazla oluşu insanların bu iki ülkeye ilgisini arttırmakta.
Mısır’ın turizm sektöründe son zamanlarda sıçrama yapmasının sebebi nedir araştırmak gerektiği düşüncesindeyim. Öncelikle Mısır’ı genel hatlarıyla ele alalım. Mısır Ortadoğu’nun parlayan güneşi durumunda bir ülke konumunda. Turizm haricinde, sanayi, enerji, tarım gibi sektörlerde de son yıllarda büyük hamleler yaptılar. Konumuz olan turizm’e dönersek ülkede konu ile alakalı ne tür özellikler var ele alalım. İlk akla gelen Dünya’nın en eski uygarlıklarından birisinin Mısır’da oluşu. Eski Mısır diye adlandırılan tarihi eserlerin turizm’e katkısı çok büyük. Bunun dışında da güneş ve deniz turizmi ön planla. Yılın en az 8 ayı denize girilebilen bir ülke olan Mısır’da Kızıldeniz gibi dünya’nın en büyük sualtı milli parkı da mevcut. Bu iki öğe dışında pazarlama bilecekleri pek bir şey yok. Mısır’ın özelliklerinden bahsetmişken Türkiye’nin de genel hatlarıyla özelliklerinden bahsetmekten fayda var. Tarih Turizm konusunda onlarca farklı medeniyete sahip ülkemizde alt kategori olarak sayabileceğimiz Din Turizm’i de mevcut. Doğa Turizmine bakıldığında ise farklı bölgelerde deniz ve güneş turizm’i yapılabiliyor. Bunun dışında doğal güzellikleri ile ülkenin birçok yerinde bu turizme uygun alanlar mevcut.
Türkiye’ye ana hatlarıyla bakıldığında Mısır’a göre üstünlüğü gözükse de iş turizm pazarlamasına geldiğinde değiştiği görülüyor. Peki Mısır ne yapıyor kendisini pazarlamak için? İlk olarak devlet turizm’in en önemli geçim kaynaklarından birisi olduğunun farkında. Turist olarak oraya gittiğiniz zaman kendi vatandaşlarına göstermedikleri ayrıcalık ve rahatlıkları görebiliyorsunuz. Bir örnek vermek gerekirse, Kahire’de alkol satılmayan 7 yıldızlı bir otel yapmak isteyen Dubai şeyhine turizm gereği isteyen alkol verilmesi gerekliliği yüzünden izin verilmedi. Devlet’in konuya ne kadar önem verdiğini bu örnekten anlamak zor değil. Bunun dışında devlet turizm pazarlaması olayını kendi üstlenmiş durumda. Sürekli olarak uçaklarından tutunda havaalanlarına kadar kendi belgesel ve tanıtımları yayınlanıyor. Mısır bu olayın ciddiyetine doksanların ortasında yaşadığı terör saldırısı sonrası farkına vardı. Piramitlere yapılan saldırılar sonrasında turist sayısının on bir oranında düştüğünü göre devlet radikal kararlar alındı. Yapılan ilk uygulamalarda Mısır’da bulunan tüm tarihi eserlerin sorumluluğu Dr. Zahi Havas’a verildi. Kendisinin ismini bilmesek de bir çoğumuz belgesel kanallarından biliyoruz. Bu kararla birlikte Zahi Havas istediği kadar belgesel projesini hayata geçirdi ve dünya çapındaki belgesel kanallarında yayınladı. Bunun dışında alınan bir başka kararla Mısır devlet olarak Hollywood’daki sinema firmaları ile görüşülmeye başlandı ve Mısır’ı anlatan sinemalar için sponsor olundu. (Mumya,Mumya2…) Bununla da yetinmeyen devlet Mısır hakkında yayınlanacak her türlü kitap ve eser’e sponsorluk desteği verdi. Bu yapmış olduklarının katkılarını ise şu anda görüyorlar. Bunun dışında deniz turizmini arttırmak amacı ile CMAS, PADI gibi su altı federasyonlarıyla yapılan anlaşmalarla turizm sektöründeki insanlara scuba dalış eğitimleri verildi. Ayrıca daha önceden Uzakdoğu’da kullanılan submarine adı verilen altı cam denizaltılarının ülkeye girişine izin verdi.
Yukarıda yapılan pazarlama faaliyetleri incelendiğinde ülkemizin neler yaptığı geliyor akıllara. Hangi partiden olduğunu hatırlamasam da belediye seçimleri zamanı bir adayın yaptığı açıklamada çok fazla reklam yapılmadan İstanbul’a gelen turist sayısının 8 milyon olduğunu öğrendim. Yapılabilecek reklamlarla bu sayının 20 milyon üstüne çıkabileceği söyleniyordu. Bu örnekten de anlaşılabileceği gibi bu kadar imkana sahip ülkemizin bir reklam ve pazarlama sorunu olduğu açıktır. Devlet tarafından turizm desteklense de yapılanların yeterli olmadığı da görünmektedir.
Her türlü imkana sahip ülkemizde bu tür eksikliklerin bir an önce düzeltilmesi şarttır. Özellikle Alanya gibi turizmden geçimini sağlayan şehirler de turizm pazarlamasına daha çok önem verilmesi gerekliliği zorunludur. Umarım birleri bunun geç olmadan farkına varırlar. Yoksa elimizdeki mevcut pazarı başka ülkelere kaptırabiliriz.
Mısır’a hiç gitmedim izlenimlerim netten görsel basından takip ettigim kadarıyla mısırın öle ahım şahım bir turizm politikası izlediğini sanmıyorum ama tabi izlenimlerin bu yöndeyse biraz daha açabilirmisin Mısırın sosyolojik yapısını zira büyük bir hristiyan çogunluk mevcut.
Bence türkiyedeki turizm sorunuda geçenlerde okudugum ve aşağıda paylaştıgım pasajda gizli.
Turistlerin Gerçek Türkiye’yi Algılayamaması
batılılara ilginç gelen türkiye, kendi kafalarında yaşattıkları oryantal, egzotik türkiye’dir.türkiye’ye turist olarak geldiklerinde de bu oryantal, egzotik ülkeyi algılarlar sadece.
tabii bunda en büyük suç gene bizde.
türkiye’nin abd’den daha orjinal yanlar barındıran bir tür abd gibi, bir nevi “abd’den daha dinamik abd” gibi olduğunu, popüler kültürün ve postmodernitenin kaotik ve renkli ülkesi olduğunu, büyük sınıf farklılıkları ve toplumsal çelişkilere sahip olduğunu vb. anlatmaya çalışmak yerine, onlara klasik bir oryantal ülke pazarlamaya çalışıyoruz. ülke böyle pazarlandığı için, turist de böyle algılıyor, istanbul’u ve türkiye’yi bir 1001 gece masalı gibi yaşayıp evine dönüyor. zaten avrupa ülkelerinde yaygın olan türk profili de bu imajı pekiştiriyor. ha turistin hiç mi suçu yok? onun da var. araştırmıyor, etmiyor, paketlenmiş oryantal, egzotik ülke imajını rahatça tüketiyor ve mutlu oluyor. özellikle de yaşlı turistler için bu kesinlikle böyle.
turizm gelirimiz artsın diye yaptığımız bu oryantal ülke pompalamasından vazgeçip artık gerçek türkiye’yi anlatmamız gerektiği kanaatindeyim. bu aşırı oryantal imajın türkiye’ye verdiği zarar, turizm gelirlerine yaptığı ufak katkıyla kıyaslanamayacak düzeyde.
ama gerçek türkiye’yi anlatmaktan kastım, “biz arap değiliz. araplarla hiçbir bağımız yoktur. biz moderniz. biz atatürkün gençleriyiz. italyanlardan hiçbir eksiğimiz yok. biz aslında müslüman italyanlarız. ben zaten küçükken sarışınmışım sonradan esmer olmuşum. ermenileri kestiğimiz, kürtlerin haklarını vermediğimiz külliyen yalandır. türkiye dünyanın en mükemmel ve laik demokrasisidir.” tarzında bir gerçeğe dayanmayan söylem tutturmak değil. türkiye’yi gerçekte olduğu gibi anlatmamız gerekiyor.
reşat çalışlar
Ama elbette Reşat Çalışlar’ın dediklerinden düz mantıkla gelen turistlere biz Ermenileri kestik,Kürtler’e haklarını vermiyoruz,Türkiye’nin şöyle iç sorunları,böyle siyasi bunalımları vs.. var demek değildir umarım.Zira gelenler ne kadar dürüst ise ne kadar samimi ise o kadar biz de samimi olmalıyız kabul.Ancak ben İtalya’ya gitsem kalkıp Mussolini’nin ülkesine gitmiş olmam.Almanya’da Nazi paranoyası ile dolaşmak istemem,İspanya da Franco çıkar karşıma diye ürkmem ya da Barça dışında Katalan sorunu nedir pek umursamam,İrlanda da,İngiltere’de vs.. tatile gidiyorsam elbette kültürel,tarihsel,sosyal yapıyı incelerim ama güncel siyaset ile ülkelere değerler biçmem.Beni entere etmez aslında.Siyasi çıkarımlarım tatilimin önüne geçmez.O sebeple Reşat Çalışlar gibi turizm yazının içini siyasi algılarımla doldurmak istemem.Her meseleye bir kompleksle yaklaşmam yani
@Önder
Öncelikle yorumların için teşekkür ederim. Mısır hakkında yeterli bilgiye sahibim çünkü orada yaşıyorum.İstediğin konuda bilgi verelim.
Öncelikle Mısır’ın sosyolojik yapısını sormuşsun. Nufusun %10-15′i olduğu söylenen bir Hristiyan grubu mevcut. Bu insanlar genelde büyük şehirlerde veya turizm bölgelerinde yoğunlukta. Ama her şehire gittiğinizde mutlaka bir kilise görürsünüz. Çoğunluk olan Müslüman halk ile genel araları iyi. Herkesin birbirine saygısı var. Tabiki arada sürtüşmelerde oluyor.Örneğin büyük bir cami yapıldığında yakınlarına en az aynı büyüklükte bir kilise yapılır yada tam tersi kilise yapılmışsa cami yapılır. Bunlar nispeten tatlı sürtüşmelerdir. Sosyolojik yapı olarak da daha fazla bilgilendirebilirim.
Gelelim turizm konusuna.Evet belgesellerde yada kitlesel iletişim araçlarında görüldüğü gibi Mısır’ında eksik yönleri var. Bu bazen kendi yaptıkları pazarlama hatalarından bazende kültürel nedenlerden olabiliyor. Benim Mısır örneğini vermemdeki sebep Mısır’ın turizme devlet olarak bakış açısıydı. Bizim ülkemizde maalesef bu mevcut değil. Turizm Bakanlığı değerli sanatçılar uğraşırken turizme gerekli önemi vermiyor. Ayrıca yapılması gereken pazarlama yüzünden de bahsettiğin şekilde Türkiye yanlış tanıtılıyor. Bu yanlış tanıtma ekonomiye kardan zarar ettiriyor. Daha verimli halde ele alınması gerekliliği yüzünden bu yazı yazıldı. Örneğin Mısır Hollywood’a filmler çektirirken (ki çekebilecekleri tek konu Mısır Medeniyetidir) Türkiye hakkında herhangi dünya çapında bir eser yok. Truva’yı bile başkaları turizm amaçlı olmadan çekti. O filmin bile Çanakkale turizmine etkisi oldu. Aynı şekilde onlarca yazar Mısır hakkında yazılar yazarken Türkiyeyi tanıtacak yazılar yada eserler yayınlanmıyor. Bunun sebebide verilen yada verilmeyen desteklerdir.
Umarım seni aydınlatabilmişimdir.Başka soruların varsa cevaplayabilirim.
@ Yiğit Ulus
Görüşlerine katılıyorum. Yazarın yazmış olduğu yazının turizmle ilgili olan kısmına katılıyorum fakat siyaset olarak bunun pek mümkün olamayacağı bir gerçek. Zaten gerekte yok. Mısır’ın iç sorunları gelen turistleri ilgilendirmiyor.
aslında yazıyı kırpmayayım diye siyasetle ilgili bölümünü de kopyaladım. Eklemek istedigim bi nokta da anadoluda akdenizde karadenizde şenlik adı altında saçma sapan paralar harcanarak populer sanatçılar getirilmesi ve bilmemne geleneksel şenlikleri diye lanse edilmesi. hiç bir turizm degeri olmayan sadece belediyecilerin kasasını doldurmak ve halka şirin görünmekten başka bi işe yaramıyor. gönül istiyor tabi almanyadaki bira şenlikleri, ispanyadaki domates savaşı şenlikleri gibi orjinal şehir şenlikleri filan böyle kızlara boncuklu kolye takalım onlarda soyunsun filan(: ama alanya bu konuda en şanslı ilçelerden heralde diğerlerine nazaran daha orjinal şeyler yapılıyor şenliklerde.
@Önder
Dediklerine katılıyorum. Fakat biz farkına varmadanda turistler bu tür şenlik yada etkinliklere katılabiliyorlar.Örneğin Karadeniz’de yapılan şenliklerde sayıları çok azda olsa turist görmemiz mümkün.İşte turizm pazarlamasının önemide burada ön plana çıkıyor.Bir şekilde kendi araştırmaları sonucu katılmış olduğu şenlik,festival vs… yerine gelecek olan turistin deyim yerindeyse gözüne sokacaksın ki bu faaliyetleri insanların ilgisi artacak.
Alanyaya gelince.Yapılan sportif faaliyetler yada Jazz festivali gibi festivaller sayesinde bir takım olumlu pazarlama faaliyetleri yapılıyor. Fakat işin diğer yönü olan reklam kısmına bakıldığında ise Alanya kendi reklamını pek iyi yapamıyor aslında. Yerel olarak ele alacak olursak Alanya hakkında medyada çıkan haberlerin hiç birisi iç açıcı değil. En son cinayet yada suç teşkil etmeyen bir haber yayınlandı. O ise baraj patladı oldu. Örnek vermek gerekirse ünlü dizi karakteri Polat Alemdar Alanyalıdır. Başka bir örnek vermek gerekirse Alanya-Almanya isimli dizi çekildi.Tek görünen şey kale manzarası ki onuda kadrajtan çıkarmak imkansız ondan başkada kestel otobüsleridir. Kısacası daha yerel olarak kendi reklamımızı yapamazken global bazda reklam için daha çok reklam harcamamız gerekli.
Ama bu festival vs.. konusunda belediyeleri hemen suçlamayalım.Yani yapılan etkinlikleri sırf turizm çerçevesinde eleştirmeyelim.Unutmayalım ki Jazz veya pop her türlü konser,festival,organizasyon,etkinliği hak eden bir yerel halk veya yerel turist olgusuda var.Yani demem o ki belediye turizm kenti diye sadece yabancıya yönelik tavır almamalı.En başta kendi insanını önemsemeli ki o insanda şevkle yabancıya hizmet sağlasın.Turizm festivaleri birazda bu açıdan değerlendirilmeli.Yoğun çalışma sürecine girecek yerel esnafın belediye tarafından morallendirilmesi gibi de bakabiliriz.Bakmalıyız hatta.Keşke niyet bu olsa bence.Açılış ve kapanış olmak üzere iki ayrı etkinlik olsa.Alanya bu konuda en yakın örnek bence.Belediye çok ciddi biçimde kültür sanat etkinliklerine ön ayak olmakta.Elbette yeterli değildir ve daha iyisi vardır ama bu biraz da bize düşmekte.İtici güç olmalıyız.Başkanın kapısı herkese açık yeterki proje üretelim,fikir sunalım.( not: Başkanın danışmanı gibi mi oldum bilemem ama gerçekten samimiyim. )
@Yiğit ULUS
Görüşlerine katılıyorum.Alanya Belediyesinin bu konuya ne kadar önem verdiğinin farkındayım.Keşke diğer belediyeler ve bakanlıklarda gerekli önemi fazlasıyla versede herşey çok daha güzel olsa.
Bu şenlikler daha çok halkın ön planda olduğu, yerel halkın organize ettiği şenlikler olursa daha orjinal ve daha içten , samimi olur bence.Belediye sadece standart şartları sağlayıp gerisinin halk tarafından organize edildiği bir şenlik atmosferi daha katılımcı ve daha ilgi çekici olabilir. Birde size alanyaya 8 yıl önce yerleşmiş ve sizi alanyalı olarak düşünen biri olarak merakımdan sormak istediğim 3 soru var.
1- şehirde yazın güya turistik amaçla ortaya çıkan develer hakkında ne düşünüyorsunuz?
2- limanda yatların yaptıgı gündüz-gece yat gezileri hakkında ne düşünüyorsunuz.
3-Birde heralde şimdiki belediye başkanının tersane konusunda bir projesi vardı acaba nasıl birşey olacak.
1- Bir ara kalkmıştı.Tamamen saçmalık.Tamamen cahillik.Biz aslında Arap kökenliyiz demek gibi birşey.
2-Ne yazık ki çoğu arabesk ve ses düzeyi çok yüksek yabancı pop şarkılarından oluşan yüzen disko havasında ve eğitimsiz personele sahip,güvenlik sorunları yaşayan birer ucubeydi.Son kaza olayından sonra sanırım denetlemeler arttı ve güvenlik sorunu kısmende olsa çözüldü.Gece radarı olmayan teknelerin çıkışı da yasaklandı vs.. Ama müzik ve personel zaafı sanırım devam etmekte.Belediyenin bu konu hakkında girişimlerde bulunduğunu biliyorum ama bu ne yazık ki kazadan önce değil sonra yapılmaya başlandı.Sonuç olarak her turistik liman şehrinde olduğu gibi ölçüsü kaçırılmadan ve doğal güzelliklere odaklanarak bu iş yapılmalı.İnsanlar içki içip,dans etmeye tekneye bindiriliyor.Bunu anlamış değilim.Sınırsız içki uygulaması var sanırım ve yiyecek.Önceden ödenen makul bir ücret ile bu hizmetler veriliyor.Bu da amacından saptırılmış bir melez eğlence türünü doğurmuş.
3-Tersane sanırım müze olacaktı.Tam emin değilim öyle hatırlıyorum.Dış görünüşü ve tarihsel dokusu bozulmadıkça bence o bölgenin geliştirilmesi iyi olur.Alkolik mekanı,fuhuş yuvası olmaktan çıkar.Tophane bu konuda örnektir.Belediye çok güzel düzenlemeler ile hoş bir kale mahallesi yarattı.Tavsiye ederim gidi görün.Turistlerinde oldukça ilgisini çekeceğine eminim.Orada her sene düzenlenen Tophane şenlikleri de çok hoş bir organizasyon.
Şenlikler konusunda Yigit bende sana katılıyorum,şikayetlerde bulunduğunuz veya eksiklerini paylaştıgınız turizim konusundaki herhangi olumlu bir yapılanma için,ilk olarak halkın bu bilince sahip olması gerekir, bizim çocukluk yıllarımızdaki Turizm getirisiyle (maddi ,manevi) günümüzü karşılaştırırsak açık bir düşüş oldugunu tartışmamıza gerek yok herhalde.(bunun nedenleri arasında kumarhaneler,döviz kuru,rakiplerimizde ayrıca ele almak gerekir) Fakat benim düşünceme göre şuanki pazarlama teknikleri ve yatırımları (eksiklikleri çok olsada Yaşar bu konuda senin söylediklerine katılıyorum) bundan 20 yıl önceye göre çok iyi durumda,demekki turizmin şuanki durumunu sadece pazarlama ve reklama dayandırmamızda yanlış olucak. Kendi şehrimizin kalitesini düşürmek,gelen türislerden artniyetli olarak yararlanmaya çalışmak,sundugumuz hizmetin kalitesini vasat hale getirmek gibi göz ardı etmememiz gereken etkenleride tartışmalıyız. Ve Yigitin önceki bir yazısında söylediği gibi bunların tek çözümü bizde insanda saklı ve bunun içinde halkımız için yapılan ,geliştirici hertürlü etkinligin arkasında durmamız gerektiğine inanıyorum.Bir müzik dinletisinin bile insana sanılandan çok daha fazla estedik duygu ve bakış açısı katıgınıda unutmayalım.
Reşat arkadaşımızda şuı konuda katılıyorumki evet artık birazda kendimiz olmayı ögrenmemiz gerekiyor,bununda tek yolunun kendimize güvenmekten geçtigine inanıyorum.Gerçek anlamda Türk olmaktan guruduymaktan geçtigine.. Bunun içinde sadece tarihimizle değil ,buna ek olarak çağdaş yaşamımızdaki duruşumuzsa ,inancımızla gurur duymamız gerekir. Dilimize sahip çıkmamız gerekir. Bu yaz bazı ülkelre yaptıgım seyahatte gördümkü dünya topluluklarının ulusal dili İngilizceyi bizden başka hiçbir ülke bukadar baş tacı yapmıyor.İngilizceyi ögrenmeliyizki kendimizi diger ülkelerle eşit şartlarda tutabilelim ama Türkçemizide korumalıyızkı çocuklarımızın diger ülkelerle rekabet ettirebileceği bir ülkesi olsun. Yazım biraz turizimin dışına çıktı farkındayım ama ilk seferlik olsun. Yaşar, Yigit ikinizde yeni sayfanız hayırlı olsun gönülden destekliyorum.
Anıl ergün